AKP (Açılımmayalım Kapatalımmayalım Partisi) Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir yıl önce hiçbişey yapmamak adına başlattığı Kürt Açılımı hareketinin bittiğini yazıyor kimi köşe yazarımsıları. Ben AKP’nin başlattığı Kürt Açılımı hareketinden aklımda kalanları yazmak istiyorum:

1- Cumhurbaşkanı Abdullah Gül “Yakında güzel şeyler olacak!” dedi.

2- AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan “Kürt Açılımı projesi”ni başlattıklarını açıkladı.

3- AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan “Kürt Açılımı”yla ilgili olarak partisindeki Kürt Milletvekillerinin demeç vermesini yasakladı.

4- AKP Genel Başkanı açıklamadığı “Kürt Açılımı”nın meclisteki partiler tarafından desteklenmesini istedi.

5- Meclisteki partiler “Kürt Açılımı”nın içinde ne olduğunu bilmediklerini ve bilmedikleri bir projeyi destekleyemeyeceklerini söylediler.

6- AKP’nin “Kürt Açılımı”nı söyledikten kısa bir süre sonra yapılan anketlerde oy kaybına uğradığı ve tam tersine CHP, MHP, SP ve DTP’nin (Şimdi BDP) oylarının arttığı görüldü.

7- İçişleri Bakanı Emniyetin bir binasında aralarında Kürt olmayan gazetecilerle “Kürt Açılımı”nı nasıl şekillendireceklerini defalarca konuştu…

8- Oy kaybı ve muhalefet dolayısıyla “Kürt Açılımı”nın adı “Demokrasi Açılımı” olarak değiştirildi.

9- AKP “Demokrasi Açılımı”nın ne olduğunu halka ve basına anlatmak için partisinde demokrasiden anlayan kişileri aradı ama bu kişileri bulamadı.

10- AKP Genel Başkanı kendisi dahil demokrasiden anlamadığı için “Demokrasi Açılımı”nı kaldırdı ve adını “Milli Beraberlik, Bütünlük ve Buna Benzer Bişeyler” olarak değiştirdi.

11- AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan “Milli Beraberlik, Bütünlük ve Buna Benzer Bişeyler”i anlatmak için şarkıcılarla sabah kahvaltısı yaptı. Bu kahvaltıda yapılan en önemli konuşma ve açıklama Bülent Ersoy’un “ÇÜK” (VİP’in Türkçeleştirilmiş hali, Çok Ünlü Kişiler, sanırım bunu ilk olarak Bekir Coşkun yazmıştı yada ÇÜŞ demişti ‘Çok Ünlü Şahıslar) sorunuydu. Sanırım Bülent Ersoy havaalanlarında ÇÜK salonuna alınmadığından şikayetçi olmuştu.

12- AKP Genel Başkanı Bülent Ersoy’un “ÇÜK” sorununu çözdü mü bilemem ama daha sonra, sinemacılarla, yazarlarla ve sporcularla “Milli Beraberlik, Bütünlük ve Buna Benzer Bişeyler” kahvaltısı yaptı.

13- Bütün bu kahvaltılar yapılırken Doğu ve Güney Doğu’daki BDP’li Belediye Başkanları ve İl ve İlçe Başkanları teker teker gözaltına alınmaya başladılar. Ben Canlı Kalkan olarak Diyarbakır’a gittiğimde Diyarbakır İl Başkanı 7. başkandı. 2 gün boyunca odasına giren herkesi bana başkan olarak tanıştırdı, yakında başkan olmayan Diyarbakırlı kalmayabilir…

14- “Milli Beraberlik, Bütünlük ve Buna Benzer Bişeyler” projesini devam ettirdiğini söyleyen AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan avuçlarında taş izi olup da terörist diye tutuklanan çocuklar için yasa değiştirmedi…

Belki daha yazılacaklar vardır ama sanırım bu kadarı yeter de artar bile… Bunları yazmamın nedeni son günlerde meydana gelen kanlı olaylardan sonra kimi yazarımsıların “Kürt açılımı bitti, sanırım karşı gelenler göbek atıyordur.” diye yazmaları. Yukarıda yazdıklarımdan siz bir açılım anlıyorsanız diyeceğim yok ama anlamıyorsanız aynı benim gibi bu açılımın hiçbir zaman başlamadığı söyleyebilirsiniz… Ama göbek atmak yerine destek vermek amacıyla BDP’nin ilk kongresine gittim, onlarla beraber Anayasa’nın toptan değiştirilmesi için düzenlenen mitinge gittim ve biber gazı yedim, Diyarbakır’da bir mitinge katıldım, Sivil Kalkan eyleminde bulundum ve son olarak da Siirt’teki Barış Çadırı eylemine gidip bildiriye imza attım.

Bu eylemlerin hiçbirinde “Şimdi göbek atıyorlar!” diyenlerden kimseyi görmedim. Hatta ve hatta Diyarbakır TÜYAP Kitap Fuarı’na da katılanı olmadı sanırım, herhalde başka siyasi ve kültürel işleri vardı, ne bileyim.

Ne oldu size böyle açılımcılar?

Zor bir gün, hani bir yakınınız ağır hastadır da ölümünü beklersiniz ya, hatta bu kadar acı çekmesini istemezsiniz de ölsün istersiniz ya, son zamanlarda olanlar buna benzer bişey. Barış diye avaz avaz bağırıyorsunuz, son noktaya gelindiğini söylüyorsunuz, genel kurmay her an bişeyler olacağını ve artacağını söylüyor, aynı anda da sınırlara saldırmak için asker yığıyor,  yani olacakları biliyor bütün Türkiye.

Bu olaylar başlayınca herkes gibi ben de televizyona kilitlendim, haberleri ve kimi uzman bozuntularını dinledikçe beynim de, yüreğimde kilitlendi… Haber Türk kanalında Yiğit Bulut şehit askerlerden şehit olarak bahsederken ölen PKK’liler için “İmha edildi!..” dedi. Bir uzman bozuntusu Apo avukatlarıyla görüştürülmesin, diğeri idam geri getirilsin ve bir kenarda bekletilsin dedi. En korkuncu askerin üstünlük sağladığını ve 12’ye 18 üstünlük sağladığını açıkladı. Nasıl korkunç bir yaklaşım, maç anlatıyor sanki!.. Ve teknoloji o kadar gelişmiş ki çatışma yani ölümler cep telefonlarında görüntülenecekmiş. Irkçılığın artması için bundan daha beter ne olabilir.

Gelelim açılım destekçilerine, onlara aylarca anlattık bunun bir seçim oyunu olduğunu. Yazının devamında onların son iki günde yazdıklarından bölümler aldım.

“Dağdan inip Türkiye’ye gelen PKK’lıların tutuklanmasıyla “demokratik açılım”  kapanmış oldu. Ama “kapanmış oldu” sözü de çok anlamlı bir söz değil. “Zaten çoktan kapanmıştı” diyebiliriz; “zaten hiç açılmamıştı” da diyebiliriz. Murat Belge”

“Peki ama bütün bu sürecin başında ya da bu süreç içinde Kürt Açılımı’nın gerçek bir barışla biteceğine dair olumlu işaretler var mıydı? Bence yoktu. Öyle ki ta başında, yapılmak istenenin, önce “Kürt Açılımı”, daha sonra “Demokratik Açılım” ve daha sonra da “Milli Birlik Projesi” olarak ifadelendirmiş olması bile Kürt açılımının olmayacağına dair işaretler değil miydi? Erol Katırcıoğlu”

“Herhalde açılım da böylece fiilen bitmiş oldu. Kandil’le Mahmur’dan “davet” üzerine gelen PKK’lılar dün tutuklanıp hapse atıldılar. Bir daha kimse Türk devletinin sözüne güvenip de dağlardan inmez kolay kolay. Bizim hükümet dünyaya nizamat vereyim derken ülkesinde yönetimin kontrolünü  tümden elinden kaçırmış gibi gözüküyor. Verdiği sözü bile tutamayan bir siyasi iktidar, ülkeyi nasıl yönetecek? Hani Kürt meselesini çözeceklerdi? Hani açılım yapıyorlardı? Ahmet Altan”

“Bugün maalesef Kürt meselesinin çözümünde hükümet müthiş bir güven kaybı içine yuvarlandı. Üstelik, bu hükümet cumhuriyet tarihi boyunca Kürt meselesinde tabuları sarsacak ölçüde ileri adımlar atmış ilk hükümet olduğu halde, önyargılı olmayan herkes bu gerçeği teslim edebilir. Fakat görüyoruz ki, bu adımlar güven sağlamaya yetmediği gibi “neredeyse Kürt açılımı bitti” deme noktasına gerilendi. Nabi Yağcı”

“Hükümetin yeterince hazırlıklı olduğu söylenemezdi. Yol haritası tam oluşturulmamıştı. Bazı bakımlardan galiba “Kervan yolda düzülür!” mantığı ağır basıyordu Ankara’da… Ama yine de, hükümet tarafında iyi niyet ve kararlılık vardı. Öte yandan açılım, hem Kürtler arasında, hem PKK tarafında genel olarak umut dolu bir bekleyişe yol açmıştı. Ama onların içinde de bu sürecin bir aldatmaca olduğunu baştan itibaren savunanlar, sabote etmek isteyenler elbette vardı. Açılım başlangıçta Erdoğan’ın yüzünü güldürmüştü. Seçim araştırmalarında barış prim yapmış, Akparti oyları yükselişe geçmişti. Fakat geçen yılın Eylül ayı başında, PKK’nın Habur gösterisi ile her şey değişmeye başladı. Kötü yönetildiği için zaten inişe geçmiş olan süreci muhalefet, Habur’la birlikte ustalıkla istismar etti. Erdoğan, seçim araştırmalarında partisinin oy kaybetmeye başladığını görünce frene bastı. Açılımın arkasındaki siyasal iradenin zayıfladığını hisseden her iki taraftaki odaklar da hiç gecikmeden harekete geçtiler. Hasan Cemal”

“AKP hükümeti, açılımla doğru bir girişimde bulunmuştu. Arkası getirilmedi. İşlerin ucu, göründüğü kadarıyla, seçim ve oy endişesi nedeniyle bırakıldı. ‘İyi Kürtler kötü Kürtler’ teorisine paralel olarak, Güneydoğu’da bir tutuklamalar kıskacı başladı. ‘Kötü Kürtler’ içeri atılınca ‘iyi Kürtler’le ‘işin götürülebileceğini’ sanan anlayış, devlet aklına egemen olmaya başladı. Oral Çalışlar”

“Bizim iktidar adını üç defa değiştirdiği Kürt açılımı konusunda ciddi bir çuvallama içinde görülüyor. Özellikle önceki gün Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin açılım vaatlerine güvenip Kandil’den ve Mahmur’dan dönenlerden 10′u hakkında tutuklama kararı çıkması ile birlikte artık Kürt açılımından söz etmek epey zor hale geldi. Gülay Göktürk”

“Ancak diğer iki meselede alınan yol hükümet açısından sorunlu oldu ve hükümetin sorumluluğunu işaret etti. Her geçen gün işaret etmeye devam ediyor. Nitekim dün itibariyle Kürt açılımı iflas etmiştir, iflas etmediyse bile çok büyük bir yara almıştır. Dün Türk hükümetinin ya da resmi kurumların denetiminde, onların girdiği müzakereler sonucu Mahmur kampından Türkiye’ye gelen insanların, PKK’lıların yargılanmasına başlanmıştır… Bu, hem siyasi hem etik bir iflas göstergesidir… Bu yargılamayı başka türlü ele alamaz, başka türlü tartışamazsınız… Devletin verdiği sözü yerine getirmemesinden tutun, insansız çözüm takıntısına kadar giden bir hat var önümüzde… Siyasi iktidarın, AK Parti hükümetinin temel bir yanlışı var. O yanlış “ataerkil” tutumuyla ilgili. Muhatap istemiyor, talep istemiyor. Bir yandan talepleri tehlikeli buluyor, yasa önüne çıkarıyor… Öte yandan insansız ve talepsiz kendi uygun gördüğü çerçeveye indirgenmiş çözümler atıyor ortaya… Demokrasi böyle “şey” değildir. Hiçbir zaman olmadı… Hiçbir zaman olmayacak… Talep, katılım, müzakere olmadan demokrasi olmaz… Demokrasi olmadan sorun çözülmez… Sorunlar çözülmeden tam istikrar gelmez… Ali Bayramoğlu”

Bu yazılardan benim anladığım onların da açılıma başından beri benim kadar inanmadıkları, olmayacağını bilmeleri. Bu gerçekten üzücü ve son aylarda olan olayların sorumluluğunu taşıyan bir tavır, kandırmacaya alet olunmuş. Oysa yazının başında dediğim gibi ölenlerin hepsi sanki akrabamız ve öleceklerini bekliyoruz. Siirt’teki Barış Çadırı’ndan Botan Vadisi’ni seyrederken öyle düşünmüş ve hüzünlenmiştim: “Şimdi ilerleyen askerlerden ve dağdaki Kürt gençlerinden kimileri ölecek, hiçbirini tanımıyorum ama bunu hissetmek bir felaket.