Sabahtan beri abuk-sabuk şeyler yapıyorum, daha doğrusu bişey de yaptığım yok, abuk-sabuk oturuyorum. Yazı yazmamaya karar vermiştim, ölümler içimi daralttı, verilen demeçler deliye döndürdü… Şu anda bile ekranda biri “Demokrasi şudur!..” diye konuşuyor. Herkes demokrasiden bahsediyor, bilhassa AKP iktidarından beri demokrasi uzmanından geçilmiyor.

Nerelere gelmişti demokrasi tartışmaları, “Sabahın 4’ünde 84 yaşında yazar gözaltına mı alınır?” “Tabii alınır!..” “Kanserli kadına bu yapılır mı?” “Tabii yapılır!..” Ve sonunda Türkan Saylan’ın ardından İlhan Selçuk’u da kaybettik. Onların gözaltına alınmaları son zamanlarda demokrasi tartışmalarının mihenk taşı olmuştu… Sanırım hastalığın ve yaşın demokrasi tartışması olduğu tek ülke Türkiye’dir.

İlhan Ağabey’i ne zaman tanıdığımı anımsamıyorum, artık o da anımsamıyordur ama annemden öğrendiğim doğduktan bir süre sonra tanımışım. Esas tanışmam yada kendi ölçülerimde samimi olmam 67 yada 68 yıllarına denk geliyor. Basın İlan Kurumu’nun Bayramoğlu’ndaki tatil sitesinde aile gibi olmuştuk.

Nerdeyse koskoca tatil sitesinde akşam yemeklerinde 3 masa olurdu: çocuklar, gençler ve yaşlılar. Yaşlılar dediğime bakmayın, o zamanın yaşlıları benim bugünkü yaşımda, hatta en yaşlılarından biri olan babam bile benden küçük. Büyüklerin tavla oyunu tam bir heyecan ve komedi. Tavlacılar: Aziz Nesin, Kemal Tahir, Tarık Buğra, Mehmet Seyda, İlhan Selçuk, İlhami Soysal ve Sabahattin Selek… Tavla kesinlikle rakısına oynanıyor. Babam sabahları denize giriyor, sonra doğru odasına çalışmaya. Öğleden sonraları da tavlaya…

Her şey iyi-hoş da babamın herkese rakı borcu var. Akşam yine rakı masası kurulmuş, bir kahkaha koptu, ben hemen masaya gittim, masada bir rakı şişesi var ama etiket değişik. Meğer babamın bu kadar rakı borcu olduğunu görünce Semih Balcıoğlu odasına gidip aynı çizgilerle “Aziz Rakısı” diye bir etiket yapmış ve şişeye yapıştırmış. Yıllarca o şişe orada kaldı ve babam her gittiğinde o şişeden rakı içti. İleriki yıllarda ben de içtim o şişeden. Şimdi düşünüyorum da o tavlacılardan son giden İlhan Selçuk oldu.

Babamla en büyük oyunlarımızdan biri güreş ve bilek güreşiydi. Harp okulunda güreşçiymiş ve birinciliği var. Bayramoğlu’nda kumsaldayız, İlhan Ağabey ve eşi Handan Teyze, onların yeğeni Ahmet Alankuş ve eşi Hatice Alankuş. Ali’yle bir baktık babam tek başına kıyıda yürüyor, sanırım yazacağı yeni öyküyü kuruyor kafasında, hemen arkadan koştuk ve babamın ayaklarından çekerek düşürdük ve güreşmeye başladık. Oyun bittikten sonra ben nefes nefese İlhan Ağabeylerin yanına geldim ve Handan Teyze “Ahmet ne yapıyorsunuz, adama bişey olacak, o Aziz Nesin…” demişti. Ben de “İyi ama Handan Teyze o babam…” dediğimi anımsıyorum şaşkın şaşkın. O gün bir kez daha o insanların ne kadar önemli kişiler olduklarını anlamıştım, şaka yollu bile olsa biyerlerine bişey olur diye korkulurdu. Bir sonraki sene tam bir kabustu, 12 Mart darbesi olmuştu, İlhan Ağabey şakadan değil gerçekten Ziverbey’de işkencehanedeydi, dünya güzeli Hatice Alankuş bağırsak düğümlenmesinden hapishanede ölmüştü, babam kısa süre içeri alındı. Ben de daha 14’üme basmadan İngiltere’de okumaya gittim.

Yaşamımın hiçbir döneminde İlhan Ağabey’le aynı siyasi görüşte olmadım, hatta kızdığım zamanlar da oldu ama sevdim. Beğenmekle sevmenin çok farklı şeyler olduğunu yıllar sonra babam anlatmıştı bana. Ali’yle bana yaklaşımını öyle açıklamıştı ve haklıydı. Esasında ben de onların sol çizgisini beğenmiyordum ama sevgi bambaşka bişey. İlhan Ağabey de benim için öyle birisiydi, siyasi olarak beğenmediğim ama hep sevdiğim.

Bu beğenmek ve sevmek farkını ilk cezaevinde yaşamıştım Uğur Mumcu öldürüldüğünde, beğenmediğim ama sevdiğim birisiydi ve koğuşta Sinegog’u bombalayan iki kişi yatıyordu. Onlara belli etmemek için tuvalete gidip dakikalarca ağlıyordum.

İşte tavlacılarda İlhan Selçuk da gitti, o ekip büyük bir keyifle O’nu bekliyordur büyük bir olasılıkla. İşin komiği yaş olarak İlhami Soysal’dan sonra en küçükleriydi, oysa şimdi en büyükleri olarak gidiyor. Bakalım bundan sonraki demokrasi tartışması kimin üzerinden yapılacak. Din, yaş ve hastalık üzerinden demokrasi tartışması, işte bize bıraktığın ülke İlhan Ağabey, güle güle sana…