Bir ülke halkının, o ülkenin aydınlarının ve yazarlarının demokrasiyi içine sindirdiği yada anladığı nasıl anlaşılır diye düşünüyorum kaç gündür. Bunu düşünürken aydın nasıl olmalı, kimler aydındır diye de kafa yormaya başlamadım değil. Sonunda ya ben aydının tanımını yanlış bildiğime yada kendimin asla aydın olmadığına kanaat getirdim.

Geçen akşam okulumun 73-74 yılı mezunlarının gecesine gittim. Yıllardır görmediğim arkadaşlarımı görünce sahneye yeni çıkan biri gibi ilk yarım saat şaşkın şaşkın dolaştım. Çağrılanlar arasında eski edebiyat hocamız da vardı. Dövmesini iyi bilen bir kişiydi, edebiyat fakültesi mezunuydu, 12 Mart yeni olmuştu. Sınıfımızda o dönemin Cumhuriyet Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Oktay Kurtböke’nin yeğenleri de vardı. Babam da, Oktay Ağabey’de gözaltına alınmışlardı. Mahirler, Sinanlar, Ulaşlar ve Denizler öldürülmek üzere aranıyordu. Hoca sınıfa girdi, neden olduğunu hâlâ çözemediğim bir şekilde hazır olda ayağa kalktık ve “Günaydın” ve “Sağol” çekildi. Hâlâ yapılıyor mu bu faşizan ve askeri saçmalık bilmiyorum ama bu bile demokrasinin olmadığının, askeri disiplinle okuduğumuzun kanıtıdır bence… Hoca derse girdi ve “Hapistekilerin hepsini asmalı!..” dedi. Oktay ağabeyin yeğenleri bu konuda daha acemiydiler ve gözleri doldu,ne diyeceklerini şaşırdılar, ben yerimden fırladım, daha doğrusu fırlamaya çalıştım çünkü sağımdaki ve solumdaki Sabri ve Celal tarafından yerime mıhlandım. Fısıldayarak beni sakinleştirdiler. Mezuniyet gecesinde mezun olmayan tek bendim, o ve onun gibi hocalar yüzünden yurt dışına gönderilmiştim çünkü.

İşte size aydın olması gereken bir öğretmen örneği, bu kişi üniversitede kalıp profesör de olabilirdi, hatta o dönemlerde Milliyet Gazetesi’nde düzeltmenlik yerine yazar bile olabilirdi. Oysa daha beteri oldu, öğretmen olup bizleri yetiştirmeye çalıştı. O gece bir deanısını anlattı, babamla karşılaşmış ve tanışmış. Babama benim edebiyat öğretmeni olduğumu söylemiş, babam da “Hiç iyi yetiştirememişsiniz!..” demiş. Hoca babamın bu sınıftaki olayı bildiğini bilmiyordu, onu söylediğinde benim edebiyat dersimin kötü olduğuna bağlamış ve yıllar sonra kendince yine beni aşağılamak için bu olayı ama sadece bu olayı anlattı o gece. Daha sonra gecenin ilerleyen saatlerinde bikaç arkadaşımın yanında kendisine bişeyler anlatmaya çalıştım ama yine anladığını sanmıyorum.

Bugün Kürt sorununa ve kaç gündür olanlara ve bu yüzden verilen demeçlere ve yazılan yazılara baktıkça onlarca, yüzlerce aynı insanları görüyorum. Genel kanı “Ordunun PKK’yle yeteri kadar başa çıkamadığı!..” üzerine. Ne demek bu “Başa çıkamamak…”yani yeterince öldürememek, sakin konuştuğu söylenen AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan bile “Kanlarında boğulacaklar…” diyor. Çünkü demokrasiyi bilmiyoruz, savaşı durdurmanın yolunun öldürmekten geçtiğini sanıyoruz… Derse her öğretmen girdiğinde hazır ola kalkan ve bunu günde 4 yada 6 kez yıllarca yapan bir toplum nasıl olur, işte böyle olur. O zaman o toplumun aydınları da barış yolunun öldürmekten geçtiğini yazar yada söylerler.

Kürt açılımını neyin durdurduğunu anımsayalım (Gerçi başlamamıştı ya) Habur sınır kapısındaki karşılamadan dolayı durdu. Kürtler ve onların dışında bikaç kişi dışında herkes yadırgamıştı yüzbinlerin orada toplanmasını. Neden toplandı Kürtler orada, ilk kez ciddi olarak barışın geleceğini, artık ölümlerin olmayacağını sandıkları için toplandılar yani gerçekten barışa inanmak istediler. Hatta açılıma inanmadığım için bana ve benim gibi yazanlara da kızıyorlardı, kendi açılarından da haklıydılar.

Bu yazımı okuyanlar son yapan olayları onayladığımı söyleyebilirler yada kimileri öyle düşünecektir biliyorum. Kesinlikle onaylamıyorum, hatta PKK’nin savunma haricinde silahı eline bile almasına karşıyım ama lütfen birileri her türlü öldürme, öldürmeyle barış geleceği mantığını silsin kafasından. Yiğit Bulut’u düşünsenize, bir kanalın sorumlusu ve ölen PKK’liler için “İmha edildiler…” diyebiliyor, bu açıklamayı biraydın olarak, yazar olarak ve sorumlu bir şekilde yapıyor, sonra da “Barış nasıl gelir?” diye devam ediyor konuşmasına, hatta uzmanlara da sorular soruyor. Barış ancak savaşın hiçbir işe yaramadığını anlamakla gelir ve sanırım aydın olmanın ne olduğunu hazmederek…