Ancak her şeyi kaybettikten sonra

her şeyi yapabilecek kadar özgür olursun…

(Tyler Durden)

“Banka soymak değil, banka kurmak suçtur.” Demiş Bakunin. Ve insan, kendisine şırınga edilen paradigmanın altında ezilmişliği ile teslim olduğu yalanlarca kuşatılmış, yasak ağacın kölesi…

Kuran’ı tersinden okuyan avanelerin masallarıyla mesakinleşmiş bedenlerin, şarabın hürmetine raksı budur. Miskin/Mesakin, Kuran’da birçok yerde geçer. Anlamı; sakinleştirilmiş, uysallaştırılmış, afyonlanmış demektir…

(NÛR suresi 22. ayet) Sizin lütuf ve imkân sahibi olanlarınız; akrabaya, çaresizlere, Allah yolunda hicret edenlere birşey vermemeye yemin etmesinler, affetsinler, hoş görsünler. Allah’ın sizi affetmesini istemez misiniz? Allah Gafûf’dur, Rahîm’dir.

Kuran bizlere yaklaşık 15 yerde bağırıyor. “Miskinlere el uzatın…”

Peki bu el nasıl uzatılacak dersiniz ?

İnsanlığın aydınlanışını zamanın ellerine bırakmak zulümdür. Curt Goetz’in şu muhteşem tespitine katılmamak mümkün değil ; Zaman büyük bir öğretmendir ve bütün öğrencilerini öldürür…

Miskinler, zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayanlardır. Ve Kuran’a göre bir miskine yardım etmenin yolu, onu zincirlerinden kurtarmaktır(Bkz. Beled Suresi)…

Bugünün miskinleri, Kapitalizmin reel politikalarına entegre olmuş, sakinleştirilmiş, hakkını arayamaz hale getirilmiş, yeryüzü nimetlerinin tamamının ancak belli zümrelere ait olduğuna inandırılmış, bankalara, tefecilere borçlandırılmış ve tepki göstermemesi için mistik yalanlar ile uyutulmuş olanlardır…

Ve bugünün firavunları, miskinleştiren; üsttekilerdir.

Banka soyguncularını tv de seyrederken, ‘’Allah belalarını versin bu haydutların’’ diyen dedelerimizin, o bankayı kuran ‘’elit amcaları gördüğünde saygıyla ayağa kalkması’’; mutlak anlamda miskinleşmenin alameti farikasıdır.

Ve Hırsız’ın elini bilekten kesme mantığının pratisyenleri, hırsız ararken boşa enerji sarf etmekteler…

Derken Şeytan Adem’in kafasını karıştırıp Adem’e dedi ki; Ey Adem, sana ebedilik ağacını yani yok olmasından endişelenmeyeceğin bir mülkü göstereyim mi ? (Taha Suresi 120. ayet)

Göklerde elma ağacı arayanlar bakışlarını yere indirsin. O ağaç tam olarak burada…

Adem’in bulaştığı ‘’şeceratil huldi’’ yani ebedilik ağacı yeryüzünde…

Kuran çevirmenleri ayetin içinde yer alan bir detayı atlamaktadırlar. Arapçada ‘’yani’’ diye bir ibare yoktur. Bunun için ‘’ve, ev’’ bağlaçları kullanılır. Yani bu ayetin doğru çevirisi; ‘’ebedilik ağacını ve yıkılmaz mülkü’’ biçiminde değil, ‘’ebedilik ağacını yani yıkılmaz mülkü’’ şeklinde çevrilmelidir…

Kaldı ki, Adem göklerdeki bir cennetten düşmemiştir. ‘’Hubut’’ ile ifade edilen, gözden düşmeyi yaşamıştır. Yani yeryüzünde ki doğal süreci baltalamış, paylaşmak yerine; mülk edinmek, özelleştirmek yoluna gitmiştir…

Ve bu sahnelerin tamamı ‘’belirsiz zamandır.’’ Yani Kuran birçok hadiseyi; zaman ve mekan gerçekliğine bağlı kalarak anlatırken, bu hadise mutlak anlamda geniş zaman yayılarak anlatılır.

Bunun anlamı, bu sürecin devam ettiğidir. Yani ‘’şeytan’’ her insana tek tek bunu söylemektedir. Ve insan bu ağaçtan tatmaktadır…

İşte dinin derdi; miskinin, yani yasak ağaç mağdurlarının uyanması, silkelenmesi, doğa ile uyumlanması, öze dönmesi ve tabiattaki fonksiyonlarının farkındalığına erişmiş, paylaşımcı bireyler haline gelmesidir…

(ALAK suresi 6. ayet) İş, sanıldığı gibi değil! İnsan gerçekten azar:

Henüz daha ilk vahyedilen sure olan Alak suresinde bu gerçeklik göz önüne serilir. Yine basit denemeyecek bir çeviri hatasına kurban giden bu ayette geçen ‘’leyatğa’’ ifadesinin kökü ‘’ğani’’dir. Anlamı ise; mal ve mülk edinerek azmak manasındadır…

Yani insan, tabiattaki fonksiyonlarını, ancak ‘’yeryüzündeki bahçenin etrafına çit çektiğinde yitirir.’’ Bu çit, hem bahçenin etrafına, hem vicdanın etrafına çekilmiştir. Artık, silah satmak için savaş çıkartmak, ilaç satmak için kuş gribi gibi hastalıkları halka musallat etmek mübah hale gelir. Tek dert ‘’malı arttırmak, çoklaştırmak, çokluk yarışı’’ haline dönüşür…

(TEKÂSÜR suresi 1. ayet) Aldatıp oyaladı o çokluk yarışı sizleri,

Batının bugüne kadar spontan bir isyan ürettiğini söyleyemeyiz. Fransız Devriminin tamamen alttakiler eliyle yapıldığını söyleyemediğimiz gibi.

Bu noktada, Doğu; aşkın, sevginin, folklorün, devrimin ve direnişin merkezidir. Bu medeniyetin merkezi oluşu hasebi ile olabilir. Ki Batı’nın bu merkez ile bağlarını erken kopartması nedeni ile pasivize olduğunu da söylemek mümkündür…

Bu bağlamda, bugün ayağa kalkan halklar, Tunus ve Mısır’da bu geleneği sürdürmektedirler. Bu gelenek, bizim; yani doğunun geleneğidir…

Doğudan kastımız bir kara parçası ya da coğrafya değildir. Batı’nın bombalarının düştüğü her yer Doğu’dur. (Nihat Genç)

Doğu; yeryüzünün miskinleri, afyonlanmışları, ezilenleri ve alttakileridir. Amerika’da zencidir, Afrika’da köledir…

Ve Şeytan ;

(BAKARA suresi 268. ayet) Şeytan sizi fakirlikle korkutur, sizi görünür görünmez çirkinliklere sürükler. Allah ise size kendisinden bir bağışlanma ve lütuf vaat eder. Allah, Vâsi’dir, Alîm’dir.

Fakirlikle korkutmak, manipülasyon, mülk yarışının yani kapitalizmin temel stratejisidir. İşsizlik, açlık, sefalet ve öteki tarafta göbeği şiştikçe şişen doyumsuzluk…

İşsizlik yaratarak insanları korkutanlar (ruhbanlar), ve bu oyuna alet olarak ‘’aman bana bir şey olmasın’’ psikozuna kapılanlar ve sonuç olarak ortaya çıkan bireycilik, bencillik, ötekileştirmecilik…vs.

İşte bunların tamamı birer füzedir, bombadır, silahtır. Ve bu toplum, onların eliyle bombalanmakta, Meyyit’i Müteharrikler (Yaşayan Ölüler) haline getirilmektedir…

Meyyit’i Müteharrik, miskinliğin en ileri aşamasıdır…

Emperyalistler yani Firavunlar, isyan etmiştir. Ancak; tabiata, devinime, dönüşüme ve insanlığa karşı bir isyan…

(NÂZİÂT suresi 21. ayet) Ama o yalanladı, isyan etti.

Ayette geçen isyan kelimesine karşılık gelen Arapça ifade ‘’asa’’dır. Arapçada asa, isyan demektir…

Musa’nın asası, Musa’nın Firavun’a isyanı iken, yukarıdaki ayette yer alan asa yani isyan; gerçeklere karşı girişilmiş bir başkaldırıdır…

Yani asanın her ucu farklı bir yöne işaret eder.

Ya Firavun, ya Musa!

Eğer bir isyan, gerçeklerle beraber ise, paylaşım, eşitlik, adalet, sevgi diyorsa; o asa Musa’nın elinde yükselmiştir. Ancak bir isyan eğer; senin takkeni beğenmedim, ötekini isterim diyorsa, o asa da Firavun’un kezzap sıçrayan parmakları arasına hapsolmuştur…

İsyanın ideolojisi olmaz.

Kuran’ın tabiri ile yeryüzünde nefes alan iki zümre vardır; alttakiler ve üsttekiler…

İsyan, üsttedir. Çünkü hedefi üsttekilerdir. İdeolojiler ise alttadır, çünkü hedefi alttakilerdir…

Ancak Musa, isyanı evvelinde uzun yıllar boyunca bilgi toplamış, kendisini eğitmiş; Bilge ellerde pişmiş ve olgunlaşmıştır. Yani isyanın sonucunda oluşacak ortamın gideceği yeri belirler bir karaktere sahip olmuştur…

Bugünün isyanları ise boşluk üretir haldedir. Ve bu boşluklar; leş kargalarının karnındaki açlığa hitap eder durumdadır…

Ve İnsan!

Mutlak anlamda hüsranda olan varlık. Ki bu hüsranın bedelini ödeyedurmuş, savrulan bir yaprak…

İşte o mahluk; ağaçtan tadarak daldığı çokluk yarışında; hırsız eli arayadursun. Bizim en büyük korkumuz; din elbisesini tersten giyenlerin zulmüdür…

Çünkü Kuran’ın feyzi ile ayağa kalkan köleler ‘’Fekku Ragabe’’ diye haykırıp, kodamanların koltuğunu sallarken, bugün bu din ‘’Abdestli Kapitalizmin’’ oyun sahası haline getirildi…

Ki en büyük tehlike budur. Ve bana kalırsa olacaklar vahimdir…

Bir öngörümü paylaşayım. Tunus ve Mısır’da zannımca ‘’AKP’’cikler kurulacak. Daha Liberal, daha ‘’Demokrat(!)’’ ve daha çok sadaka veren iktidarlar…

Şunu söylemek gerekir ki; Abdestli kapitalizm ile küresel kapitalizm arasındaki bağ, baba ile oğul arasındaki bağ gibidir… Oğul, babayı örnek alır, baba ise bildiklerini oğluna aktarır.

Ve Abdestli Kapitalizm, yasak ağaca secde eden nursuzların dinidir ki; Kapitalizmin Allah’lısı olmaz…

İnsanlık umuyorum ki bu isyan ile coşarken, biraz durup tefekkür eder ve bu kadim geleneğin, bu ibadetin nasıl bu kadar vahim noktalara gidebileceğini düşünür…

Ve unutmamalı ki;

Allah, aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır (Yunus Suresi 100. ayet)