Bugüne dek hiç olimpiyatlara katılmadım, gazeteci olarak bir kez Balkan Yüzme Şampiyonasına gittim Spor Yazarları yüzme havuzunda. Sanırım yabancı dil bildiğimden göndermişlerdi, yoksa başka spor muhabirliğim olmadı. 16-17 yaşlarında Romen bir kızı kafama takmıştım, bilek güreşi yaparsak kim yener diye!.. Sanırım kız bana acıdığından sadece gülümsemekle yetindi…
Biz sanırım beceremeyeceğimiz bitakım şeyleri yaparız diye inatla direnen bir ülkeyiz. Bitakım şeyleri parayla yapabileceğimizi sanıyoruz. Oysa ciddi bir kültür farkının ne olduğunu asla bilmiyoruz. Parayla yapabileceğini sandığın şeyin alt yapısı ve kültürü yoksa sonunda Erzurum’da yapılan 25. Dünya Üniversiteler Kış Oyunları’nda olduğu gibi rezil oluyoruz.
Alt yapı ne demek, uluslar arası bir organizasyon yapıyorsan elektriklerin kesilmeyecek demek. Zırt-pırt elektriklerin kesiliyorsa, o zaman bu işi yapmayacaksın. Çok açık söyleyeyim, keşke böyle bir gerekçeyle dava açabilsem!.. Gerekçem de “Beni birey olarak kimsenin dünyaya rezil etmeye hakkı yok…” desem. Ciddiye alan olur mu bilemem ama bence bireylerin böyle hakları olabilmeli.
İnternette bir video haber izledim. Haberi internetten alıntı olarak vereyim de esasında ne demek istediğimi anlayın: “KUZEY Disiplini (Kayaklı koşu) Milli Takımına en fazla sporcu veren Muşlu kayakçılar, karın olmadığı tesislerde kayaksız koşarak form tutuyor. Güzeltepe Kayak evinde kar olmadığı için kayakçılarla dolu olması gereken pistlerde hayvanlar otluyor. Kar yağması için her gün dua ettiklerini söyleyen Kuzey Disiplini Milli Takım antrönerlerinden Süleyman Yıldırım, “Küresel ısınma yüzünden bu yıl kar yağmadı. Muş’ta kar olmayınca 70 sporcu form tutmak için kayaksız koşuyor. Geçen yılda aynı sıkıntıları yaşamıştık. Umarız kısa sürede kar yağar” dedi.”
Düşünebiliyor musunuz böyle bişeyi, kar yok, sporcular koyunlarla beraber antrenman yapıyorlar. Ellerinde sopalar var, otlar üstünde yürüyorlar. İsteyen videodan bakabilir – http://webtv.hurriyet.com.tr/4/12392/0/1/kayakli-kosucular-kayaksiz-kostu.aspx –
Bu olimpiyatlarda kaç sporcu madalya alacak bilmiyorum ama sanırım sakatlanan sporcu sayısı madalya alan sporcu sayısını geçecek.
Bütün bunların dışında yaşanan bir olay var ki hepsinin üstüne tüy dikti. Kış oyunları öncesi sporcuların odasına prezervatif bırakılmış. Bu prezervatifler büyük bir olasılıkla reklam amaçlı yada bilgilendirme amaçlı bırakılmıştır. Yada elenen sporcuların yarışlardan sonraki yaşamları düşünülerek bırakılmış olabilir. Esasında aklıma gelen en beter tahmin prezervatiflerin odalara yabancı sporcuları tahrik etmek amacıyla konmuş olması.
Neden böyle düşündüm, çünkü bu prezervatifler sadece Türk sporcuların odalarından toplatılmış. Türkiye Üniversite Sporları Federasyon Başkanı Kemal Tamer konuyu doğrulamış ve basına “Bizim kültürümüzde böyle bir şey yok. Bu tavır, bir anlamda gayrı meşru ilişkinin teşviki demektir. Onun için biz de çocuklarımızın odalarından prezervatifleri toplattık.” diye açıklama yapmış.
İşte yazının başından beri söylemek istediğim alt yapı bu, sen sporcuların alt yapısını düşünmek zorundasın kardeşim, öyle federasyon başkanı olmak kolay mı, gelenek-göreneklerle yapılsaydı bu işler işi daha iyi anlayanlara bırakırlardı. Mesela kız ve erkek sporcular başka başka şehirlere alınırdı, değil mi ama?
Federasyon başkanı Kemal Tamer acaba AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gözüne girmek istemiş olabilir mi, yani “Madalya alamadık ama üç çocuk…” gibi. İşin şakası sporcuların durumunu düşünebiliyor musunuz, bu olayla anılacaklar. Bu ülkede bişey yapmak yada olmak, olmaya çalışmak gerçekten zor, her an gelenek ve göreneklerimize göre rezil edilmeniz işten bile değil. Yarın da Recep Tayyip Prematüre olayını yazacağım…