abam “Türkiye’nin yüzde 60’ı aptaldır!..” dediğinden beri neredeyse kiminle tanışsam babamın haklı olduğunu ve hatta az bile söylediğini anımsatarak kendisini yüzde 40’ın yada kendi belirlediği rakamın içine sokuyor… Büyük bir kısmı da yüzde oranını her seferinde karıştırıyor. Umarım bundan sonra bana akıllı olduklarını kanıtlayacak olanlar oranı doğru söylerler, çünkü sevgili Müjdat Gezen olayı yeniden gündeme taşıdı…

Bu arada esas merak ettiğim nedir biliyor musunuz, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan Aziz Nesin’in bu tümcesini kaç kez kullanmıştır? Bu yazıyı ciddiye alır yada almaz, umurum değil ama ben Erdoğan’ın bu tümceyi en azından son sekiz yılda bikaç kez kullandığına inanıyorum.

Aptallık esasında o kadar içimize işlemiştir ki, ilkokula başladığımızdan beri “Aptallık etme!..” deyimi bizim sanki yedek parçamızdır. Bu deyim yada tümceyi ne zaman söyleriz: ders çalışmayan arkadaşımıza, kopya çekmeye kalkana yada çalışmayıp da çekmeyene yada inekleyene (Yani kimileyin dört türlü de aptal oluruz.), platonik âşık olana, aşkı tarafından terk edilip de saçmalayana… Bu tümceyi istediklerini yapmadığımız anne-babamızdan, erkek olarak komutanımızdan, öğretmenimizden, profesörümüzden de duyarız, bazen kayın valide yada kayınpederimizden de işitiriz, şefimiz yada müdürümüzden ve en önemlisi karımız yada kocamızdan…

Ünlü olup da aptallık üzerine tümce kullanan tek kişi Aziz Nesin mi peki, tabii ki hayır. Size bikaç örnek vereyim:

* “İnsanlar bilgisiz doğar, aptal değil; eğitilerek aptal olurlar.” Bertrand Russell

* “Günümüzde, dünyadaki temel sorun, aptalların kendilerinden son derece emin, akıllıların ise daima şüphe içinde olmalarıdır.” Bertrand Russell

* “Her aptal, kendine hayran olacak daha aptal birini bulabilir.” Simone de Beauvoir

* “İnsanoğlunun aptallık gücünü asla küçümseme.” Robert Heinlein

* “Dünyada insandan daha fazla aptal vardır.” Heinrich Heine

* “Bir aptal utanacağı bir şey yaptığında, yaptığı şeyin mutlaka görevi olduğunu iddia eder.” George Bernard Shaw

* “İki şey sonsuzdur, insanoğlunun aptallığı ve evren. İkincisinden o kadar emin değilim.” Albert Einstein

* “Tüm aptalları kendi tarafına topla, böylece istediğin herhangi bir seçimi kazanabilirsin.” Frank Dane

* “Dünyada gerçek cehalet ve özenle yapılmış aptallıktan daha tehlikeli bir şey yoktur.” Martin Luther King Jr.

* “Zeki bir cehennem, aptal bir cennetten daha iyidir.” Victor Hugo

* “İnsan olmaktansa istiridye olmayı tercih ederdim; hayvanların en aptalı ve amaçsızı.” George Berkeley

* “Her aptal onu beğenen başka bir aptal bulur.” Nicolas Boileau

* “Bilgili bir aptal, bilgisiz bir aptaldan daha aptaldır.” Moliere

* “Büyük tehlike, yarı aptallarla yarı akıllıların arasında yatar.” Goethe

* “Eğer hiç aptal görmek istemiyorsanız, gözlüklerinizi kırın.” Rabelais

* ”Aptal ata binmiş bey oldum sanmış, şalgam aşa girmiş yağ oldum sanmış.” Türk Atasözü

* “Kendini akıllı sanan herkes aptaldır.” Voltaire

* “Yaşamanın tadını çıkarmaktan korkana aptal derim.” Albert Camus

* “İnanılması en zor dedikodular, aptalların belleğinde en uzun süre kalanlardır.” Alfred de Vigny

* “Bilge herşeyi bilmez, sadece aptallar herşeyi bilir.” Afrika Atasözü

* “Akıllılar toplanınca toplam akıl artmaz, aptallar toplanınca toplam aptallık artar” Sayit Hidayetoğlu

* “Bir aptalın tahrip gücünü asla küçümseme!” Sayit Hidayetoğlu

* “Herkes düşüncelerinde yanılabilir, ama aptallar bir türlü düşüncelerinden ayrılamazlar.” Cicero

* “Bilmeyen ve bilmediğini bilen, çocuktur ona öğretin. Bilen ve bildiğini bilmeyen, uykudadır onu uyandırın. Bilen ve bildiğini bilen, liderdir onu izleyin. Bilmeyen ve bilmediğini bilmeyen, aptaldır ondan sakının.” Kung-Fu-Tzu

* “Yalnız aptallarla ölüler fikirlerini değiştiremezler.” James Russel Lowel

* “Aptallık karşısında tanrılar bile aciz kalır” Friedrich Schiller

* “Dehanın sınırları olabilir, ancak aptallığın böyle bir engeli yoktur.” Elbert Hubbard

* “Aptalları çoğu, sadece cahil olduklarını düşünürler.” Benjamin Franklin

* “Bir Aptalla asla tartışma, sizi önce kendi seviyelerine çekerler, sonra deneyimleriyle sizi alt ederler.” Brad Slipiec

* “Aptallığın başlıca görüntüleri şunlardır; sebepsiz darılmak, luzumsuz konuşmak, tanımadan güvenmek.” Madame Roland

* “Aristo, beynin sadece kanı soğutmak için var olduğunu, akıl ile ilgili bir işlevinin olmadığını düşünüyordu. Bazı insanlar için bu doğrudur.” Will Cuppy

* “Tanrının insana sınırlı bir akıl verdiğini düşününce, aynı sınırlamayı onun aptallığına yapmaması büyük haksızlık.” Konrad Adenauer

* “Aptallığın insanın canını acıtan bir şey olmaması ne kötü.” Anton LaVey

* “Aptala akıllıca konuşun, size aptal diyecektir.” Euripides

* “Tanıdığım en aptal kişiler, herşeyi bilen kişilerdir.” Malcom Forbes

* “Akıllılar aptallardan, aptalların akıllılardan öğrendiğinden daha çok şey öğrenir” Cato

* “Flaubert aptallığı keşfetti.  Bence bu, bilimsel düşüncesiyle gurur duyan yüzyılın en büyük keşfidir.” Milan Kundera

* “Bilge olmak öyle basit ki…  Sadece aptalca bir şey söylemeyi düşün, sonra da onu söyleme.” Sam Levenson

* “Yazgı mahvetmek istediği kişiyi aptal yapar.” Latin Atasözü

* “Daima akıllılığın çorak zirvelerinden aptallığın yeşil vadilerine in.” Ludwig Wittgenstein

* “Sonsuz, varolan aptalların miktarıdır.” İncil

* “Aptallar dinlerken sağır gibidirler; “varken yoklar” deyişi onlara ne güzel uyuyor.” Herakleitos

* “Bu güne kadar kuantum teorisine aykırı tek bir örnek bile bulunamadı, bazı aptallıklar hariç.” Sayit Hidayetoğlu

* “En büyük hırsızlar aptallardır, çünkü zamanımızı çalarlar.” Goethe

* “Kendini geliştirmek istiyorsan saçma ve aptal görünmeye aldırma.”  Epictetus

* “Tüm muhafazakarlar aptal değildir ancak aptalların çoğu muhafazakardır.” John Stuart Mill

* “Aptal, bencil ve sağlıklı olmak mutluk için gerekli üç şeydir, ancak eğer aptallık yoksa diğerleri yeterli değildir.” Gustave Flaubert

* “Aşk, birlikte aptallaşmaktır.” Paul Valery

* “Cahil ve eğitimli kişiler arasındaki fark, eğitimlilerin daha fazla bilmeleridir.  Fakat bunun aptal veya akıllı olmaları ile ilgisi yoktur.” Neal Stephenson

Kimileyin “Türkiye’deki komik davalar…” adında bir kitap hazırlamayı düşünüyorum. Cevdet Sunay’ın inek fıkraları yazdı diye İlhan Selçuk’a açtığı dava, Melih Gökçek’in “İ. Melih Gökçek” diye yazıyor diye Emin Çölaşan’a açtığı dava bunlardan en önemlileri. Emin Çölaşan davayı Melih Gökçek İ. Olduğu için yani İbrahim Melih Gökçek olduğu için kazanmıştı.

Aziz Nesin’e açılan “Türkiye’nin yüzde 60’ı aptaldır” davası da bunlardan birisidir. Davayı açan ne yaparsa yapsın “Aptal” tarafında olmak zorundadır böyle bir davada. En azından kendisine hakaret edildiğini kanıtlamak ve savunmak durumundadır. Bir insanın kendisinin “Aptal” olmadığını kanıtlamaya ve Aziz Nesin’i mahkum ettirmeye çalışması pek akıllı işi olmasa gerek. Herkesin bildiği gibi Aziz Nesin bu davadan beraat etti ve hukuken “Türkiye’nin yüzde 60’ının aptal.” olduğu mahkemece tescillendi.

Sanırım biz bu tartışmada kavramları karıştırıyoruz, aptallığın karşısında akıllı olmayı değil zekayı ve kurnazlığı koyuyoruz. Oysa çok zeki ve kurnaz olup aynı zamanda aptal da olabilirsiniz. Bunun o kadar çok örneği var ki, saymaya kalksam sayfalar yetmez.

Madem Aziz Nesin’den başladık, onunla devam edelim, Zübük olayı bence bütün olayın püf noktasıdır. Zübük akıllı bir kişi değildir ama zeki ve kurnazdır. Zübük için geçerli olan onu destekleyen ve karşı çıkanlar için de geçerlidir, çünkü hepsi geçici çıkarlarına göre saf değiştirir ve kendilerine göre kurnazlık yaparlar. Hiçbiri uzağı düşünmezler, anlık durumlarına ve konumlarına göre tavır alırlar… Anlık duruma göre tavır almak pek akıllı bişey değildir.

12 Eylül faşizminden sonrasını örnek vereyim isterseniz. Gerçi bu ülkede hâlâ 27 Mayıs darbesine devrim diyen aydınımsılarla dolu ama ben daha yakın zamana gitmek istedim. 12 Eylül faşizminin anayasasına bu halk yüzde 92 evet oyu verdi. Diyelim ki hile vardı ve korkuluyordu, bunu kaça indirebilirsiniz? Yine Aziz Nesin’den örnek vereceğim, Aziz Nesin “Öğretmen hakkımı yedi.” dediğimde “Haklı olabilirsin ama sen 10’luk bil, o sana 5 vermek zorundadır…” derdi. Bir zamanlar güreş şampiyonalarında da ezberlemiştik bunu “Hakemler hakkımızı yiyor…” diye. Yine aynısını söylerdi, “Sen adama 10 tane oyun yap, 3 kez tuş durumuna getir, kaç tanesini es geçebilir…

Bütün hile ve korkuları bir kenara atarsak 12 Eylül faşizmi anayasasına yüzde 50-60 arası bir oy çıkmıştır, yani inanarak verilen bir oydur. Peki faşist bir anayasaya “Evet” diyenler ne kadar akıllıdır.

Turgut Özal 12 Eylül faşizminin hazırlayıcısıdır, 24 Ocak kararlarının planlayıcısıdır, ister ABD’nin ister IMF’nin zoruyla olsun, sonuçta 24 Ocak karları darbesiz gerçekleştirilmesi olanaksız bir olaydı ve darbe yapıldı. Özal darbenin Başbakan yardımcısı ve Ekonomiden sorumlu devlet bakanıydı. Özal döneminde meclisten 2 idam kararı çıktı, Özal bakanlar kurulunda bu idamları imzaladı. Peki o zaman Turgut Özal’ı demokrat diye lanse eden kalemşörler ne kadar akıllıdır.

Şu anda dinci bir parti iktidarda ve belli bir eski solcu grubu destekliyor. Hele bugünlerde dava açtı diye Erdoğan’a yağ çekmeye bile başladılar. O kişilerin bir kısmı kendilerinin hâlâ sosyalist olduğunu söylüyor. Sosyalizmin ABC’si’ni okusalar bile -bırakın benim gibi AKP’yi dinci gördüklerini- orta derecede dinci bir partiyi desteklemeyeceklerini bilirler.

Yada şu mantıktan gideyim, bu kişiler genellikle son zamanlarda Anayasa yada yüksek yargı üzerine yapılan tartışmalarda Avrupa’dan örnekler veriyor. Ben de onlara aynı mantıkla yaklaşıyorum, Avrupa’da yeni kurulan bir parti yüzde 35 oy alabilir mi? Evet diyecek bir kişi olduğunu sanmıyorum. Fransa’da ırkçı Le Pen yüzde 15 oy aldığında (İlk seçimde değil)  bütün Fransa’nın nasıl bütünleştiğini görmeniz gerekir.

Fransa’yla Türkiye’nin arasındaki bu fark nereden geliyor. Türkiye’nin yüzde 70’ine yakını ilkokul mezunu. Ne yaparsanız yapın böyle bir eğitim düzeyindeki halkın ne kadarının akıllı ne kadarının aptal olduğunu fazla kestiremezsiniz.

Kadın Statüsü Genel Müdürlüğü’nün 2010 raporuna göre 4 milyona yakın kadın okuma yazma bilmiyor. Bu 4 milyona kurslarla okuma yazma öğretilen kadınlar dahil değil. Onları katarsak sayı 6 milyona çıkabilir. Bu ne demektir biliyor musunuz, ülkenin nerdeyse yüzde 10’u demektir. Okuma yazma bilmeyenlere 1 milyon da erkek ekleyin.

Gelelim Üniversite mezunlarına, Türkiye’de 4 milyon 320 bin 813 üniversite mezunu var, okuma yazma bilmeyenlerin sayısıysa 4 milyon 672 bin 257. Bu iki sayıyı karşılaştırmak bile bence artık bu tartışmayı yapmamamız gerektiğini kanıtlıyor.

Bunlara eklenecek o kadar çok şey var ki, Kemalizmle bütünleşmiş ve sosyal demokrat olamamışlar var, sosyalizmin Sovyetlerde yıkılmasından sonra yok olduğunu sanıp Soros’u umar sayan Sorosyalistler var, MHP’ye “Değişti” diyenler var, işçi olmasına karşın sağcılara oy verenler var.

Belki alakasız diyeceksiniz ama 4 denizi bulunan Türkiye’de Deniz Bakanlığı yok. Balıkçılar Tarım Bakanlığı’na bağlı, hiçbir hükümetin yada başbakanın aklına dahi gelmemiş. Bizi akıllılar yönetiyor ya, gerisini siz hesaplayın…