Çoğu zaman uyumadan önce ne yazacağımı tasarlıyorum kafamda. Sanırım diğer yazarlar da aynısını yapıyordur. Tabii diğer yazarlar derken ellerine belge yada dosya verilmiş, müneccimle yakın akraba olanları söylemiyorum, benim gibilerini kastediyorum.

Sabah kalktığım, gazetelere bakmak için bilgisayarı açtım ki yaz yazabilirsen. Kafamdaki yazı anında değişti zaten. ODA TV basılmış, alan gün be gün sıkıştırılıyor, sıra her an hepimize gelir. Herkes gibi beni de bir korku aldı, çünkü ben evin bir ODA’sında çalışıyorum. İster misiniz gelsinler ve ODA’da çalışmaktan alsınlar. Neyse ki bilgisayarım masaüstü değil, dizüstü (Bence bu dizüstü cinsellik kokuyor, bu hükümet bunun adını değiştirmeli). Şimdi salondayım ve içim rahat.

Bu ODA TV’nin basılması esasında müneccimin yakın akrabası olan Taraf Gazetesi çalışanı Mehmet Baransu’ya ayıp oldu. Baransu derin gazeteciliği sayesinde yakın zamanda eski Genel Kurmay başkanlarının tutuklanacağını söylemişti. Biz kendimizi ona hazırlamışken ODA TV baskını çıktı anidenbire. Baransu adına üzülmedim desem yalan olur, bu kadar iddialı çalışacaksın ve açıklama yapacaksın, ama polis ve yargı seni dinlemeyecek, bence ayıp etmişler.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün korsan film izlediği bir ülkede yaşıyoruz. Kültür her yanımızdan fışkırıyor. AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan dün yazar Ahmet Kabaklı’nın ölüm yıldönümünde bir konuşma yapmış: “Ahmet Kabaklı’nın Edebiyat Ansiklopedisi yastık altı kitabımdır…

Bunu okuyunca ODA TV baskınını neyim unuttum, bir gülme aldı, karnıma ağrılar, kramplar girdi. Siz bugüne kadar “Yastık altı kitabı” gördünüz yada duydunuz mu? Erdoğan doğal olarak karıştırmış, yastık altında para olur, kitap için “Başucu kitabım” denir. Ama bütün yaşamınız para üzerine kuruluysa, AKP Genel Başkanı da olsanız paa deyimiyle, kitap deyimini birbirine karıştırırsınız. Sonra ne mi olur, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın şiiri diye Faruk Nafiz Çamlıbel’in şiirini okur çıkarsınız işin içinden.

Diyeceksiniz ki ODA TV baskınıyla bunun ne alakası var, bence var, hem de sıkı sıkıya bir ilişkisi var. Bu tip hataları yapan bir başbakanın demokrasi diye bir sorunu olmaz. Kitabı “Yastık altı” sanan birisi, dolarlarla kitabı karıştırmıştır ve ciddi bir şekilde kitap okumama sorunu vardır. Kitap sorunu olan birisi de kendini geliştiremediğinden basına ve sanata bu şekilde davranır. Heykele “Ucube” der, “Onu, bunu, şunu tutuklayın…” emrini verir, statlarda ıslık çalmama üzerine yasa çıkartmaya çalışır, kitap yada yazıdan değil evrakta sahtekarlık yada kalpazanlıktan sanık olur, basın affı yerine eski parti başkanı Erbakan’ın hüplettiği parayı affeder.

Kendisine bişey sorulduğunda “Allahın izniyle” yada “Allahın sayesinde” diye başlar tümcesine. Tümceye böyle başlamak demek bilimden nasibini almamış olmakla eşdeğerdir. Kendine güvenmiyorsun demektir, bunu söylememek için inançsız olmak gerekmiyor, sadece bişeyler yapmak için okumanın ve çalışmanın ne kadar önemli olduğunu kavramak gerekiyor.

O yüzden bu zihniyet ODA TV’nin basılmasından keyif alır, emrini verir, basının kimileri ileri demokrasi adına kimlerin tutuklanacağını söyler. Sorun darbe girişiminde bulunan generallerin tutuklanıp tutuklanmaması değil, sizin onlar adına “Tutuklanacaklar” diye yazmanız sorun. Olasılık bile yok, “Tutuklanabilirler” yada “Tutuklanmaları gerek” demiyor Baransu. Basın yada demokrasi adına acı olan bu, yastık altı kitabı seven bir başbakanı demokrasi adına desteklersen sonu da budur.

O zaman 12 Eylül referandumunu desteklersin ama faili meçhul yasasını kabul etmeyişini, TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesini kaldırmayışını ilelebet anlayamazsın. Memura toplu sözleşe hakkı verdi diye ileri demokrasi zanneder ama grev hakkı vermeyişini kafan almaz. Çünkü sen yastık altı kitabı savunan bir adama yani kitapla parayı birbirine karıştıran birine inanmışsın.