Daha önceki yazılarımda da belirttim, ANAP yada AKP gibi partilerin tabanı bütün seçmenleriyle eşdeğer görülemez. O yüzden bu partiler hep geçici parti olarak kalırlar. Türkiye’de MHP’nin belli bir oranda tabanı vardır, yüzde 6-8’den sonrası taban değildir, CHP’nin tabanı vardır, onun da yüzdesi 20 ile 25 arasında oynar. Mesela Bülent Ecevit’e karşın DSP’nin tabanı olmamıştır. Dincilerin bir tabanı vardır ve bu taban zaman zaman Erbakan, Özal ve Erdoğan’a gider. Türkiye’de partilerle ilgili analiz yapılırken hep seçmenle taban birbirine karıştırılmıştır.

Merkez sağ taban niye tek bir partide taban olarak kalamıyorlar, bunu hep merak etmişimdir. Menderes, Demirel, Özal, Çiller, Yılmaz ve şimdi de Erdoğan, hepsi merkez sağ olmaya çalıştılar ama partiler bittiklerine göre olamadılar. Sanırım bunun en büyük nedeni partinin taban tarafından kurulmamış olması. CHP’yi askerlerin kurduğunu söyleyenler haklılar, devlet partisi olarak kuruldu, peki Demokrat Parti nasıl kuruldu, Demokrat Parti’nin kurucularına bakın, hepsi CHP Milletvekilleri, CHP’ye ayaklanan halk kurmuyor ki böyle bir partiyi, tam tersine CHP kuruyor. Sanırım o yüzden bizdeki demokrasi tartışmaları bana hep komik geliyor.

Taraf Gazetesi’nde Neşe Düzel, Berat Özipek’le bir söyleşi yapmış. Özipek “Tabanını tanımıyor…” diyerek başlamış söyleşiye. Ahmet Altan da bugünkü yazısında Özipek’in ne kadar haklı olduğunu yazmış.

Yapılan söyleşiden kimi örnekleri vermek istiyorum. Bakalım AKP tabanını tanıyor mu, tanımıyor mu?

Neşe Düzel: AKP’nin tabanı tamamen muhafazakârlardan mı oluşuyor?

Berat Özipek: Hayır. AK Parti’nin tabanında muhafazakâr, İslami, liberal ve sol olmak üzere dört damar var.

 

Özipek burada inanmak istediği bişeyi söylemiş, açıkladığı dört damardan üçünde haklı ama AKP içinde SOL yok. Muhafazakar ve İslami bir kesimle işbirliği yapan yada aynı parti içinde yer bir SOL varsa artık bunun adına SOL denemez. Zaten Özipek bauda SOL’dan ne anladığını yada ne anlaşılması gerektiğini açıklamıyor. SOL’dan kastettiği eğer CHP ve eski Genel Başkanları Deniz Baykal’a kızanların oylarıysa ne CHP ne de Deniz Baykal solcu olmadı. Kemalizm çizgisinde gitmeye ısrarlı kişi yada partilerin SOL olma şansları yoktur, o yüzden ona oy vermekten vazgeçenlerin de solcu olma şansları yoktur. CHP ve Baykal’ı yeterli görmeyen solcu oyunu AKP’ye değil, ÖDP’ye, EMEP’e giderler yada oy verirler. Yada benzeri diğerlerine.

CHP’nin solculuğundan memnun olmayanın AKP’ye gitmesi demek CHP’yi bile solcu sanmaktır ve buna bile tahammül edememektir ki bu da o insanın ne eskiden ne de şimdi solcu olmadığı anlamına gelir. CHP şimdi Sosyal Demokrat bir parti olmaya çalışıyor ve bu zor bir süreç.

 

Neşe Düzel: AKP’nin yöneticileri İslamcılıktan geldiler. Muhafazakâr ile İslamcı taban arasındaki fark nedir?

Berat Özipek: İslamcılar, adına “İslami sistem” dedikleri alternatif bir devlet projesine sahipler. Gerçi bunlar da kendi aralarında çok çeşitliler… Mesela bir kısmı şeriat sistemini çok özgürlükçü, bir kısmı da çok otoriter, totaliter içeriklendiriyor. Ama sonuçta İslamcıların hepsi de alternatif bir İslami ekonomiyi, siyaseti ve devleti savunuyor. Bunların toplumdaki oranı yüzde 8’dir. Muhafazakârlar ise İslami bir devlet kurmayı düşünmüyor. Kuran’a ve şeriata saygılılar ama devletin, bütün bir topluma bir din giydirmesini istemiyorlar. Muhafazakârlar, insanların kılık kıyafetini zorla değiştiren, inançlarını suç haline getiren, kurban ibadetinden tutun da zikir ve tarikat ritüellerini yasaklayan, insanların yaşam biçimini devlet eliyle yukarıdan aşağıya değiştiren seçkinci siyasi gelenekten rahatsızlar.

Neşe Düzel: AK Parti yönetimi, tabanını tanımıyor mu?

Berat Özipek: Tanımıyor. AK Parti, muhafazakâr kitlenin belli bazı beklentileri ve kaygıları olduğunu düşünüyor. AK Parti geçen seçimlerde de milliyetçiliğe oynamıştı. Oysa milliyetçiliğe oynamak kazandırmıyor. Eğer içki, heykel, dizi gibi konuları, seçim öncesinde toplumun muhafazakâr ve milliyetçi hassasiyetleriyle oynamak için gündeme getiriyorsa, yanılıyor. Bu kitle içki sevmez ya da açıkta satılmasını istemez, ya da içkinin çok alenileşmesinden hoşlanmaz ama… Bu kitle içer de…

Neşe Düzel: Muhafazakâr taban mı içer?

Berat Özipek: Evet. Muhafazakâr kitle içkinin yasaklanmasını istemez. AK Parti’nin tabanı, partisinden ileride. Aslında bu ülkede bütün siyasi partilerin tabanları partilerinden daha ileride.

 

İşte yanılgı burada başlıyor, esasında bu ilk tümcedeki yanılgının devamı niteliğinde. Bir partinin tabanında 4 ayrı siyasi görüş olmaz, bunlardan sadece bir tanesi partinin tabanıdır, kuruluş nedenidir, parti tüzüğü ona göre yapılır, demeçler ona göre verilir, diğerleri partiye oy veren seçmenlerdir, onlar her an başka partilere kayabilirler ve parti merkezi bildiğinden gidişatını esas seçmene göre ayarlar.

İşte AKP’nin kuruluş mantığı Berat Özipek’in söylediği yüzde 8’lik orandır, dinci ve şeriatçı kesimdir. AKP böyle birine dava açabilir mi, açamaz, kızsa da açamaz, Erdoğan, Fethullah Gülen’i hiç sevmez ama aleyhinde de bişey diyemez. Oysa Ahmet Altan’a dava açabilir, çünkü Altan ve onun gibi düşünenler partinin tabanı değil, dışarıdan destekleyicileridir. Altan ve onun gibi düşünen seçmenler her an AKP’yi satabilirler, başka bir partiye geçer yada destekleyebilirler. Erdoğan da bunu bildiğinden en ufak bir eleştiride davayı açar.

AKP’nin tek tabanı vardır ve o da yüzde 8’lik gruptur. Erdoğan o grubu kızdırdığında parti biter. O yüzde 8’lik grubun birden Numan Kurtulmuş’a gittiğini farz edin bu seçimde ve AKP’nin ikinci parti olarak meclise girdiğini düşünün, hem muhafazakar kanat, hem liberaller hem de Özipek’in SOL sandıkları anında tekneyi terk ederler. AKP kendi tabanına göre davranıyor, haklı diğerleri tabanı değil.

O yüzden Türkiye’de parti analizleri yaparken tabanla seçmen kitleyi birbirine karıştırmamak gerek.