Bir yumurta olayıdır başladı ki sormayın. Yumurta olayı başlamadı esasında, ben kendimi bildim bileli vardı ama ne zaman AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a atıldı, yumurta atanlar sorun oldu. Yumurta olayını o kadar abarttılar ki “12 Eylül öncesine mi dönmek istiyorlar?” diye yazan beyin özürlüler bile çıktı.

En son yumurta olayı da Sabah Gazetesi çalışanı Emre Aköz’e denk geldi. Emre Aköz gibi birisini ciddiye alıp yumurta atmak doğru mudur bilemem ama onun gibi birisini Üniversiteye çağıranların kendilerini sorgulamaları gerektiğine inanıyorum. Aköz’ün 2 yazısını okuyan onun nasıl biri olduğunu yada olmadığını hemen anlar. Bu aralar Engin Ardıç ağabeysiyle çok iyi anlaşıyor. Ben onlara “Münasebetsiz kardeşler” adını taktım.

Emre Aköz olay anını gazetede “Saat 16.00 sularında rektörlük binasının önünde otomobilden indik. Hocayla birlikte kapıya doğru yürürken, cırtlak bir ses yükseldi.
Necdet Şen’in 1980′lerde tartışmalara yol açan “Bacı” adlı çizgi romanından fırlamış birkaç kara kuru kız bize doğru slogan atarak koşturmaya başladı.

Ne desen haklısın Emre Aköz, kız sana nefretini kusmak için şan derslerine gitmemiş, cırtlak bir sesle bağırmış. Ben çocuklarla konuştum, bunda sonra sana yumurtayı konservatuar öğrencileri atacak, hatta mümkünse şan bölümünden soprano bulacaklar, sana “Emre Akööööööüüüüüüüüüüüz Beyyyyyyyyyyy, niye geldin burayaaaaaaaaaaa, gardını al, yumurta gelorrrrrrrrrrrrr…” diye bağıracakmış. En az 3 oktav olmasına dikkat ediyorlar, bütün konservatuarlarda araştırma yapılıyor, bulununca o kız “Nöbetçi Emre Aköz yumurtacısı…” olacak

Haaaaaaa, sıkma canını, kara kuru bişey de olmayacak, baktı yumurta sana bişey demiyor, “Yarabbi şükür” diyorsun, işte o zaman yaradana sığınıp bir geçirecek ki gözünü hastanede açacaksın ve “Kurtar beni ey Engin Ardıç…” diye sayıklayacaksın.

Olaylar böyle gelişince Engin Ardıç durur mu, o da bugün köşesini “Bacı” ve “Devrimci nikah” sözcüklerine takmış. Yazısında “Çünkü Necdet Şen, yetmişli yıllarda epey yaygın olan bu “devrimci bacı” tipini yüceltmiyor, yerli yerine oturtuyordu. Aşağılamıyordu, hayır, eleştiriyordu. Bu ne büyük bir suçtu! Bacılar eleştirilemezlerdi!
Bu kafayla kafalarını her dönemde ve her seçimde duvara tosladılar bu zavallılar (üç buçuk ay sonra gene öyle olacak.) Devrimci bacı… Soyu tükenmiştir sanıyorduk, demek ki yumurtalı eylemlerde yaşıyormuş.Ortak özellikleri çirkin olmalarıdır bu kızcağızların. Hem çirkin hem pasaklı. Sorunları da budur. Bu yüzden hepsi birer “kompleks kumkuması” olup çıkmıştır. Fransa’da 68 eylemleri cinsel özgürlük için başlamıştı, bizde görünürde sosyalist, aslında Kemalist dikta özlemiyle yürütüldü, ama eylemci çocuklar köylü ve kasabalı olduklarından, çok ciddi bir cinsellik sorunu da yaşadılar. O zaman da ortaya, “cinselliğinden arındırılmış” bir kız tipi, yani “bacı” çıktı! Bu kızlar ve oğlanlar, doğaya ve dürtülerine daha fazla karşı koyamadıkları noktaya gelip bunalıma girince de, ortaya “devrim nikâhı” adı verilen bir saçmalık çıkardılar. Sevişmek için ille bir “nikâh” kıyılacaktı! Nikâhsız olmuyordu, burada da örgüt lideri (ya da mahalle sorumlusu, ne haltsa işte) kıyacaktı. Bu, devrimcilik, solculuk falan değil, yalnızca ilkellik ve köylülüktü.
” diyor Ardıç…

Engin Ardıç’ın bilmediği bişey var, bu eleştiri yada özeleştiriyi sadece Necdet Şen yapmadı, hemen hemen bütün devrimciler yaptı ve hâlâ varmış gibi yazdıklarının hiçbiri kalmadı artık. Devrimcilerin evrim geçirdiklerini anlamayacak kadar sığ kafalı olmak gerekiyor. Bacı olayı devrimcilik geleneğinden gelmiyordu, Anadolu’nun bir geleneğiydi, kız-erkek arkadaşlığını yasaklan İslam çalışmasının bir ürünüydü. Anadolu’dan gelen çocuklar böyle bir gelenekten geliyorlardı.

Ama her zaman dediğim gibi okumak ve araştırmak gerekiyor, PKK’nin hakim olduğu yörelerde başlık parasının kalktığını öğrenmek gerekiyor. Engin Ardıç dünkü Taraf Gazetesi’ni bulur ve okumak gibi bir alışkanlığı varsa Yıldıray Oğur’un Bejan Matur’la yaptığı söyleşiyi okusun, dağdaki kızların kendilerine nasıl dikkat ettiklerini bir görsün. Bejan Matur “Benim için çok çok özel bir andı o. Onları fark etmek. Mizgin ve Nalin’in çantasında papatya sabunu, kremler falan vardı. Parfüm filan yoktu belki ama tertemiz sabun kokuyorlar, son derece bakımlıydılar. O kadınsı naif detayları görmek, militer dünya içinde kadınlıkların yok olmadığını görmek güzeldi…” diye belirtmiş gördüklerini.

Bugün Hürriyet Gazetesi’nde Ayşe Arman’ın da güzel iki söyleşisi var. Biri Esra Elönü’yle:

Ayşe Arman: Muta nikahının fonksiyonu ne?

Esra Elönü: Haramdan sıyırmak için kullanmalık silah.

 

İkinci söyleşiyi de Ahmet Savaş Özpınar’la yapmış Arman:

 

Arman: Muta nikahı sevişmek için bir izin midir?

Özpınar: Evet, pratik ve fast food nikahtır. İki kişiyle ve imamla yapılır.

Arman: Yani artık yatabilirsiniz diye imam izin veriyor, öyle mi?

Özpınar: Aynen öyle.

Arman: Siz o zaman eşinizden önce başörtülü sevgililerinizle Muta nikahı kıydınız…

Özpınar: İki ere oldu, evet.

Arman: Peki bu iki yüzlülük değil mi?

Özpınar: Sevgilim bu konuda çok netti. “Ben sana aşığım, sonumuz olsun olmasın, ben de sana dokunmak istiyorum, öpmek istiyorum ama bunun için bir prosedür gerekiyor.” derse ne yaparsın…

Bu söyleşilerin tamamını oku Engin Ardıç, o zaman savunduğun siyasetin ve kişilerin hâlâ evrim geçirmediklerini çok daha iyi anlarsın. Yazını “Keşke o kızı tutup şap diye öpseydin Emre… Belli ki kimse öpmemiş… Belki de ossaat liberal kesilirdi!” diye bitirmişsin. O kızı bilmem ama seni bir öperlerse deniz anasından beter yumuşak olursun ve seni bir daha kimse toparlayamaz.