ABD Büyükelçisi gelir gelmez bir demeç verdi ve Ankara birbirine girdi. Esasında birbirine girdi diyemeyiz, siyasetten anlamayanlar Büyükelçiye yanıt vermeye kalktılar. En ağırını da AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan söyledi. “Sen önce geldiğin yeri bir tanı…” dedi Erdoğan. Bir ABD Büyükelçisine küfretsen daha iyi, ABD 60 yıldır sömürdüğü ve söz geçirdiği Türkiye’yi tanımaz mı, bal gibi tanır, tanıdığı için de konuşur.

Ben Türkiye üzerine ahkam kesen kimi siyasetçi ve yazarımsıların Türkiye’yi ABD kadar tanıdığına inanmıyorum. ABD’nin başına ilk kez gelmiyor bu, Ortadoğu’da kimi desteklediyse aynı sorunu yaşadılar. İran’da Şah Rıza’yla, sonra Humeyni’yle, Irak’ta Saddam’la, Afganistan’da Usame Bin Ladin’le, Mısır’da Mubarek’le, kimi iktidara getirdilerse onları götürmek için daha fazla para harcamak zorunda kaldılar. Dikkat ederseniz bunların çoğu Müslüman ülkelerde oluyor, çünkü iktidara getirdikleri kişilerin tek adamlığı ve diktatörlükleri ABD’nin istediği ölçülerin dışına çıkıyor. ABD’yi tanımaz oluyorlar.

Anlaması çok zor bir olay değil, ABD AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı da getirdi ama nasıl götüreceğini şaşırmış durumda. Getirdikleri isimleri şöyle bir düşünün, alayı da ABD’yi bırakıp İslam’ın ve Ortadoğu’nun liderliğine oynamaya kalkışmış. Bunlara Libya lideri Kaddafi de dahil ve orada da olaylar başladı.

ABD Türkiye üzerinden oyununu esasında Erdoğan üzerinden oynamıyor, Fethullah Gülen üzerinden oynuyor. Gülen ekibi desteğini AKP’den çekerse yüzde kaç oyu kalır, bunun hesabını onlar yapsınlar. Ben bu seçimlerde Gülen ekibinin her an Kemal Kılıçdaroğlu’na dönebileceğini tahmin ediyorum. ABD Gülen’le beraber Abdullah Gül tipi birini destekliyor ama cumhurbaşkanlığı seçimlerinin tarihi elini bağlıyor. Zaten Çankaya süresinin 5 yıl mı 7 yıl mı olduğunun açıklanmamasının nedeni de bu. Erdoğan bu seçimde alacağı oy oranına göre belirleyecek bunu. Eğer oy oranı Erdoğan’ı Çankaya’ya çıkaracak gibi olursa 5 yıl, yoksa 7 yıl yada 5 artı 5 diyerek Gül’ü tekrar deneyecek yada harcayacak.

ABD Büyükelçisi o yüzden Soner Yalçın’ın gözaltına alınmasında o konuşmayı yaptı, ölçünün kaçtığını söylemek istiyor ABD, durup dururken ABD’den destek gelmedi büyükelçiye…

Bunu anlamayan basının kimi yazarımsıları terbiyesizlik sınırına kadar geldiler. Gülay Göktürk’ün Bugün Gazetesi’nde yazdığı yazı bunun tam göstergesidir bence. Göktürk yazısına “Bir tiyatrocu, heykeltıraş ya da ressam aynı zamanda iflah olmaz bir dolandırıcı olabilir. diye başlamış. Çok ayıp ve kendisine hiç yakıştıramadığım bir yaklaşım bu. Ama varsayalım ki dediği gibi olsun, dolandırıcı olmaları onların ressam, tiyatrocu yada heykeltıraş olmalarına engel değildir. Aynen görüşlerine katılmadığım Soner Yalçın’ın gazeteci olduğunu inkar etmemem gibi.

Bu benzetmeyi ben başka türlü yapabilirim esasında ve sık sık da yapıyorum. Desteklediğiniz Recep Tayyip Erdoğan yargılanamadığı davalardan bir gün yargılanır ve mahkum olursa eğer, kalpazan olabilir ama bu onun başbakanlık yapmış olduğu gerçeğini yok etmez. Böyle bişey olursa eğer alayınızın suratını görmek isterim doğrusu.

Göktürk’ün muhteşem bir çelişkisi var yazısında. Bir paragrafta “Şu anda Soner Yalçın ve Oda TV çalışanları hakkında yapılan tam da bu… Bir insan hem gazeteci hem de darbe örgütü üyesi olabilir. Ve o insan darbe örgütüne üyelik suçlamasıyla tutuklandı diye basın özgürlüğü zedelenmiş olmaz.” diyor. Yani Yalçın’ın suçunun ne olduğuna karar vermiş sanki. Bir sonraki paragrafta da “Ben, Soner Yalçın ve arkadaşlarının gözaltına alınışından bu yana yeri göğü birbirine katan basın mensuplarına ve basın örgütlerine biraz temkinli gitmelerini öneririm. Önce biraz bekleyip anlamak lazım: Soner Yalçın tutuklanacak mı tutuklanmayacak mı; altı aylık takip raporlarında ne gibi delillere ulaşılmış; hakkında ne gibi suçlamalarla tutuklama mahkemesine sevk edilecek ve tutuklama mahkemesi bu delilleri ciddiye alıp tutuklama kararı alacak mı almayacak mı; tutuklayacaksa hangi maddelerden tutuklayacak?..” diyor.

İkinci paragrafı önce yazıp sonra önceki paragrafı yazsa biraz anlamaya çalışacağım ama önce “örgüt üyesi” diye yazıp, sonra da “Hangi maddelerden tutuklayacak?” diye yazınca sanki bilgiler daha önceden kendisine gelmiş ama bilmiyormuş havalarına yatmaya çalışmış. Hep söylediğim nedenden, muhabirlik olmayınca serde bu hataya düşmüş.

Daha da komikleşmiş Göktürk, sonra da “Bildiğim kadarıyla Soner Yalçın şu anda hem darbe örgütü üyeliği şüphesiyle hem de yayın yoluyla halkı kin ve düşmanlığa tahrik iddiasıyla sorgulanıyor.” diye yazmış. Birincisinde tutuklandığını bilmeden “Tutuklandı” diye yazıyor, sonra “Bekleyelim ne olacak” diye yazıyor, en sonunda da “Tutuklama kararı alacak mı, alacaksa hangi maddeden?” diyor.

Peşin hükme karşı çıkmak için yazdığı yazının 3 ayrı paragrafı bu Göktürk’ün. Umarım anlatmayı başarmışımdır, anlamadıysanız kendisine sorun. Yazının devamına girmeyeceğim ama Gülay Göktürk gibi birisinin örnek olarak ressam, tiyatrocu ve heykeltraş örneği vermesi bile bence başlı başına nereye geldiğinin göstergesidir bence.

Yazı uzun olacak ama kısaca bugün Sabah Gazetesi bişeye yaramazı Emre Aköz’ün yazısından bahsetmek istiyorum. “Dizüstü bilgisayarlara, kullanırken kucağa alınabildikleri için kısaca “laptop” deniliyor. Ancak Soner Yalçın’ın “laptop”u farklıydı: Biyolojik mi desem, organik mi desem, işte öyle bir yaratıktı onunki. Etten, kemikten, bol yağlı bir mekanizma… Başka zamanlarda cırtlak sesler çıkarmasına rağmen, kucağa yerleştiği anda söz dinleyen cinsten…

Emre Aköz sen terbiye sınırlarını aştığın için ben de terbiye sınırlarımı aşmayacağım. Davadan neyim korktuğumdan değil, bu kadar terbiyesizleşmeyeceğim için. Ama bir yetkim olsaydı, sana değil yazı yazdırtmak, bilgisayara yada kaleme değmeni bile yasaklardım. Çünkü ben basın özgürlüğüne kimileri kadar inanmıyorum. Bırak basın özgürlüğüne, özgürlüğün bu kadar geniş olduğuna inanmıyorum, o yüzden şeriat yada ırkçılık propagandası yapan yazar yada siyasetçilerin yasaklanması taraftarıyım. Ama sayende bişeyi öğrendim, sen gazetede çaycı bile olamazsın. Eğitimin yetmez… Bugün yaptığın gibi yazılarında da Aziz Nesin’den bahsetme, ucube heykel gibi çarpılırsın sonra, seni Erdoğan bile kurtaramaz…