Benim yazılarımı uzun zamandır okuyanlar bende Fikri Takip ve Fikri Sabit olduğunu bilirler. Bunlar bana babamdan bulaştı, ona da askeri okuldan bulaşmış. Ya ikimiz sohbet ederken yada onunla yaptığım söyleşilerden birinde anlatmıştı. Sorma nedenim bu iki yaklaşımın aile içinde kimileyin insanı delirtecek noktaya geldiğinden. Mesela babam benim bişey yapmamı yada bişeyi onun istediği gibi yapmamı istiyor. Bu istediği şeyin benim için önem sırası onunla aynı olmayabilir ama o bu isteği önce kafasında sabit duruma getiriyor. Onun istediğini yapmadıysanız yandınız, sabitlenen olay takibe alınıyor ve en olmadık zaman ve yerlerde sorulmaya başlanıyor. Kimileyin bu sabitleşmiş takipten kurtulmak için istemeden yaptıklarınız bile olabiliyor. Yaşım ilerleyince, baba-oğul arasında bu kadar birbirini sorgulama yada takip kalmadığı bir dönemde sormuştum bunun nedenini. Bu Fikri Sabit ve Fikri Takip askerde öğretilirmiş. Ders olarak değil, bu bir zihniyet meselesi ve düşündüğünüzde askeri disiplin için şart olduğunu anlıyorsunuz. Bu olayı sanırım Ali’yle ben en çok saç e sakallarımızdan dolayı yaşamışızdır. Yurt dışından tatile geldiğinde Ali’nin sakalını kesmesi ve saçını kısaltması babamın Fikri Sabit bir biçimde Fikri Takip’te olurdu. Ali de aklımda kaldığı kadarıyla her seferinde tatilin son günü yani dönmeden önce babamın isteğini yerine getirirdi. Ben de saç takibine 70′lerde,  sakal takibine de 83 yılından babam ölene kadar alındım. Babama bu takibe ne zaman son verildiğini sorduğumda “Artık o konuda o insandan umudu kesince takip biter…” demişti. Çocukluğum ve gençliğimde babama en çok kızdığım bu olay baktım ki bana ciddi bir şekilde bulaşmış. Kimi konuları arka arkaya yazmam bundan dolayı ve bu konuda eleştiri almıyor da değilim. Hulki Cevizoğlu’nun programına çıktığımda bunu şöyle anlatmaya çalışmıştım yıllar önce: “Türk toplumu da Türk aydını da çok unutkan bir toplum. 12 Eylül sonrası devrimciler ölüm orucuna girmişti ve 4 devrimci yaşamını yitirdi. O zaman bizler bir kişinin 55 gün sonra her an öleceğini öğrendik. Ancak olay bitince bu 55 günü unuttuk, çünkü bir sonraki ölüm orucunda yanılmıyorsam 15 devrimci daha öldü. O sırada Yaşar Kemal neyim devreye girdi. Ama devreye girdiklerinde ölümler başlamıştı. Ben bu 15 kişinin ölümünden sonra da 55 gün olayını unutacağımızı söyledim. Gerçekten de 100 kişiyi geçen ölüm oruçlarında Yaşar Kemal, Zülfü Livaneli, Oral Çalışlar gibi aydınlar devreye girdiğinde yaklaşık 30-40 kişi yaşamını yitirmişti.” İşte o yüzden hiç gündemde yokken arasıra türbanı yada benzeri olayları yazmamın yada kaşımamın nedeni buradan kaynaklanıyor. Dün yazdığım “Aile imamı” olayı da bunlardan birisi olacak. Devlet benim evime durup dururken imam gönderemez, bunun adı düpedüz teokrasi ve şeriatçılıktır. İmam isterse kendiliğinden gelmesin, halkın yada ev hanesinin istemi üzerine gelsin, hiçbişey değişmez. Çünkü bu bir mahalle baskısına yada evdeki hane reisinin baskısına dönüşür. Bu olay sonuçta “Kız biliyor musun Hasan Beylere daha imam gitmemiş.” Noktasına gelir ki bu ciddi bir fişlemedir. Avrupa Birliğine gireceğimizi sanan aydınımsılar var ya, bu konuda neler yazacaklar ne düşünüyorlar bilmiyorum ama bu yasa bile tek başına AB’ye alınmamamız için yeterli bir neden. Türban yasasının şeriat olduğunu söylediğimde bana ve benim gibilerine “Faşist” diyenler oldu. Bunlardan biri Ufuk Uras diğeri de Murat Belge’dir. Bu “Aile imamı” konusunda ne düşündüklerini gerçekten çok merak ediyorum. Türbana şeriat deme nedenim çok açıktır oysa. Türban yada kapanma Kur’an’daki ayette yazılıdır. Yani ne Erbakan ne de Erdoğan bu olayı kendileri uydurmuş değiller. Herkes bilir ki Kur’an ayetleri yada yasaları şeriat yasalarıdır. Doğal olarak da bu şeriat yasasını Anayasaya koymak şeriatı uygulamaya başlamaktır. O yüzden bu konuyu sıkça yazacağım, dediğim gibi bireysel hakkımı kullanıp Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğim. Fikri Sabit ve Fikri Takip bende fena halde azmış durumda, gardınızı alsanız iyi edersiniz?