İnsan kimi durumlarda kendini kandırabilir, kendini kandırırken esas amacı çevresindekileri kandırmaktır. Bunu bilhassa ergenlik ve gençliğimizde hepimiz yaparız, en çok da ailemize ve öğretmenimize karşı. Daha sonra sevgilimize yada karımıza (Yada kocamıza), kimileyin çocuklarımıza, sıkça şefimize yada patronumuza. Bunlar beyaz yalanlar olarak girer yaşantımıza ama tehlikeli boyutu bu beyaz yalanların gerçek olduğunu varsaydığımız andır, onlara kendimiz de inanmaya başlarsak işte o zaman iş tehlikeli boyuta dönüşür.

Taraf Gazetesi yazarı Ahmet Altan dünkü yazısında “Fakiri zengin” etme mekanizması, bu ülkede “devlet” eliyle işletildiğinden, zenginlerin çoğu “devletçi” reflekslerinden, devlete bağımlılıktan kurtulmakta zorlanmıştır. Şimdi zenginleşme “denetimi” devletin elinden çıktı.” diyor.

Ahmet Altan’ın birinci tümcesi sonuna kadar katıldığım bir yaklaşım ama beyaz yalan, kendini kandırırken okuru yada halkı kandırma ikinci tümcede başlıyor. 6 sözcükten oluşan bu tümcede o kadar yanlış var ki neresinden başlayayım.

Birincisi kapitalist yada yarı kapitalist ülkelerde zenginleşme denetimi hep devletin elindedir. Kapitalist sistem bir ülkenin ve devletinin yönetilme biçimiyse ve sömürenler ve sömürülenler varsa Ahmet Altan devlet ve devleti yönetenler her zaman zenginin yanında yer alır, yasalarını ona göre ayarlar. Sen hiç 200 bin işçi yada memurun aylık sigortasını 4 yıl ödemeyip, o parayı cebine indirdiğini ve sonradan affa uğradığını duydun mu? Buna da duydum dersen zaten azıtmışsındır derim, ama vergisini ödemeyen patronlara ne sıklıkla af geldiğini hepimiz duyarız.

Devlet yada devleti yönetenler sadece birilerini zenginleştirmekle kalmaz Ahmet Altan, işine geldiğini de anında fakirleştirebilir. Bunun en iyi örneği sen ve arkadaşlarının hâlâ demokrat sandığı ve savunduğu Turgut Özal zamanında Okumuş Holding’e karşı uygulanmıştır. Seçim öncesi Okumuş Holding Turgut Sunalp’in askeri partisini desteklediğinden batırılmadı mı? Ve Recep Tayyip Erdoğan iktidara gelince ilk katıldığı seçimlerde yüzde 8 oy alan Uzan ailesiyle uğraşmadı mı? Daha sonra Erdoğan Aydın Doğan grubuyla uğraşmadı mı? Senin “Şimdi zenginleşme “denetimi” devletin elinden çıktı.” dediğin mantık bu mu oluyor?

Bu holding yada grupların suçu olabilir ve dava açılabilinir, bundan doğal bişey olamaz. Ama böyle konularda ülkenin başbakanı arka arkaya demeçler verirse işte o zaman senin yazdığının hiçbir geçerliliği kalmadığı gibi tam tersi olur.

Sana iki kişiyi sormama izin ver Ahmet Altan, Recep Tayyip Erdoğan ve Kemal Unatıkan nasıl zengin oldu. Belediye başkanlığıyla mı başladı bunların zenginliği, yani devleti arkalarına alarak, yoksa Erdoğan Belediye Başkanlığı’ndan boş kalan zamanlarında Kadıköy Çarşısı’nda limon mu satıyordu? Önceki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer gülük kararnameleri neden imzalamaktan vazgeçti yada veto hakkını kullandı?.. Bunları iyi bilmen gerekiyor, Turgut Özal zamanında 2 gecelik çıkartılan “Terlik kararnamesi”ni bu halkın unuttuğunu sanmam. Süleyman Demirel’in yeğenleri Yahya Demirel’lerin sunta ve banka olayıyla, Erdoğan’ın oğluna alınan “Gemicik” arasında çok fark var mıdır sence Ahmet Altan.

Yazının devamında “Şu günlerde sahipleri Ergenekon üyeliğinden tutuklanan minicik ODA TV’nin bile “milyon dolarlık” televizyon alışverişlerine, siyasi destek bularak girmesi zaten bize para-medya ilişkileri konusunda epeyce fikir veriyor. Devlete yakın olmanın, gazetecilere “sağlam” bir getirisi var bu ülkede.” demişsin Ahmet Altan. Bunun yanıtını ben veremem ama ben bir yazımı anımsıyorum, Taraf Gazetesi’nin gelirinin kitap gelirleri olduğunu yazmıştınız gazetede. Ben de bir hesap yaptım eski bir yayıncı (25 yıl), dağıtımcı ve kitapçı olarak. Türkiye’nin on büyük yayınevinin en çok satan kitaplarını bir araya getir ve karlarını tek kalemde topla gazete çıkaramazsınız. O kitapların geliri senin, Neşe Düzel’in, Murat Belge’nin, Yasemin Çongar’ın ve Alper Görmüş’ün maaşlarını ödeyemez diye. Zaten sanırım bikaç arkadaşla da maaş konusunda davanız var, bu davalar yazdığınız basın özgürlüğü davalarıyla beraber anılıyor mu bilemem ama maaş ve tazminat davaları olduğunu herkes biliyor. Sanırım kitap gelirlerinden onlara yetecek parayı bulamıyorsunuz.

Son olarak söyleyeceğim şu Ahmet Altan, bu ülkede devlet ihalesi sistemi devam ediyor mu ve bu ihale yasası son zamanlarda en tartışmalı yasa haline gelmedi mi? O zaman devlet neyi, nasıl denetleyecek sence.

Bir de anlayamadığım bişey var Ahmet Altan, şu an devleti yöneten hükümete yakın olan gazeteler hangileri ve siz Taraf olarak bunun neresindesiniz? Hani devletin başbakanını savunuyorsunuz, devletin başbakanının 3 önceki danışmanından özür diliyorsunuz, devletin polisinden ve mahkemesinden olmadık belgeleri birden ele geçirip demokrat yayın yapıyorsunuz, devleti sadece asker olarak görüyorsunuz, devlet bankasından kredi alarak alınan Sabah Gazetesi’nin binlerce kitabını siz basıyorsunuz ya, devletin neresinde durduğunuzu merak ediyorum. Benimki de iş sanki, bu yazdığın “Para-Medya İlişkisi” ni merak edesim geldi birden…