Milletvekilleri seçimi yaklaştıkça kimin hangi partiden aday adayı olacağı da belli oluyor. Böyle durumlarda diğer ülkelerde sürpriz isimler olur mu fazla bilmiyorum ama bizde kimileyin oluyor. Bunun önemli nedeni sanırım adayların halk tarafından seçilmemesi, parti liderlerinin alt ve üst dudağına bakması…

Hakan Şükür’le Tanju Çolak AKP’den aday adayı olmuşlar. Bugüne dek AKP için en ufak bir çabaları olmamış bu iki kişinin aday adayı olması beni hiç şaşırtmıyor. Şükür Fethullah Gülen modunda biri, Tanju Çolak da her türlü cinsliğe bürünmüş biri.

Sanırım yıllar önce Erkekçe Dergisi’nde 15 gün arayla iki söyleşi okumuştum. Biri Fenerbahçe’ye transfer olan Selçuk Yula’yla. Selçuk söyleşide bana göre önemli bişey söylemişti: “Kitap okumayan, Dostoyevski’yi bilmeyen kişi çok akıllı ve doğru futbol oynayamaz, futbolcu olamaz…” O dönemin kimi futbolcularına baktığımda bu gerçeği gördüm esasında, Oğuz, Aykut, Turhan, Serdar, İsmail, Metin, Ali Feyyaz… Akıllarıyla futbol oynayan futbolcular…

15 gün sonra Tanju’yla bir söyleşi vardı, Galatasaray Tanju’yu sezon bitmeden Samsunspor’dan transfer etmişti. Tanju, “İstanbullu mankenler sakının, ben geliyorum…” Evet dediği doğruydu, para ve İstanbul Tanju için buydu, daha sonra gümrüksüz araba aldı ve hapis… Tanju sanırım bu dünya görüşüyle AKP adayı olmayı hak etmiştir. İki gölcünün bir de ortak özelliği var, akılla değil beleşçi gölcü olmaları… Tanju Avrupa gol kralı olduğunda ona kale çizgisinde bırakılan bir top var, koştu ve golünü attı, hiç emek vermeden, sonra da utanmadan gitti altın ödülünü aldı… Aynı birilerinin hiç emek vermeden trilyoner olması gibi, o yüzden yakışıyorlar birbirlerine. Oy verecek halk da bunları hiç sorgulamaz, ne Erdoğan’ın hangi nedenlerden dolayı dokunulmaz sanık olduğunu ne de Tanju’nun neden hapis yattığını yada İstanbul hedeflerinin ne olduğunu!..

Gazetecilerden de adaylar var ve çıkması da doğal. Bunlardan biri de Şamil Tayyar, 28 Şubat darbesinde DSP’den milletvekili olmaya çabalamış, olmamış sonra anti-darbeci olup AKP yazarı olmuş. Bunlar da şaşırtmıyor beni, Libre-el-al ve eşhellektüel yazarımsılara baktığımda bunlardan çok olduğunu görüyorum. Herkes esasında kendisine göre bir darbe seçmiş ve beğenmiş. Bir gün bütün eski gazetelerin arşivlerine giresim var, bugünün darbe karşıtları o darbelerde neler yazmış… Hatta darbe öncesi nasıl desteklemişler ve içinde olmuşlar.

Tayyar şimdi AKP’den aday adayı ve Gaziantep yollarında turluyor. Önceki gün izlenimlerini yazmış, daha doğrusu Ruşen Çakır’a çatarken kimi alıntılar yapmış konuşmalarından. Bunlardan biri beni çok güldürdü: “İdeolojik olarak, AK Parti ile farklı bir düzlemde yer alan sağduyulu kadrolar da aynı hassasiyetleri paylaşıyorlar. Gaziantep’te yanımıza yaklaşan iki hemşerim, “Biz komünistiz ama bu mücadelenin devamı için AK Parti’nin bir süre daha iktidarda olması lazım” dediler.

Şamil Tayyar sanırım nasıl komünist olunduğunu bilmiyor, onu da bir seçim DSP’den bir seçim AKP’den, birbirine zıt partilerde dolaşmakla eşdeğer görüyor. Tayyar’ın yukarıda alıntıladığı bir konuşma geçmiş midir yada seçime yakın bir uydurma mıdır bilemem ama bu konuşma geçtiyse sadece alaycı bir gülümsemeyle geçiştirmesi gerekirdi. Ama dediğim gibi geçiştirmesi için önce komünizmin ne olduğunu bilmek, onun kendi içinde -ister beğenin ister beğenmeyin- çok ciddi bir disiplini olduğunu anlamak ve hangi şartta olursa olsun kendi düşüncesini iktidara getirmek gibi bir yaklaşımı vardır.

Komünist yada Marksistler geçici olarak –kullanmak üzere- kimi sosyal demokrat yada sosyalist partilerde örgütlenebilir yada işbirliği yapabilir ama dinci ve şeriatçı bir partiyle asla. Bırakın böyle bir partinin iktidara gelmesini merkez sağ bir partiyle bile yakınlaşması olanaksızdır.

Şamil Tayyar iki komüniste atfen “bu mücadelenin devamı için” diye yazmış, hangi mücadelenin, Ahmet Şık’ın kitabını basacak yayınevini basarak kitabın bütün verilerini yok eden polis devletinin baskısının mücadelesinin mi, bayramda halkın üstüne panzerle, suyla, biber gazıyla giden polisin mücadelesinin mi, darbeler dururken darbe girişimcilerini yargılayıp demokrat havasına bürünen mücadelenin mi, faili meçhul komisyonuna mecliste izin vermeyen AKP mücadelesine mi, yüzde 10 barajı kaldırmayan faşist eğilimine mi, Kur’an’la TC Anayasasını bir gören şeriatçı mücadeleye mi, aile imamı palavrasını yasalaştıran mücadeleye mi, herkese din dersi zorunluluğunu kaldırmayan mücadele mi, “Çalışan kadın kocasını aldatır…” diyeni mi yoksa “Karınıza kırmızı don almayın…” diyeni mi yada kaç çocuk yapacağımızdan, ayakta mı oturarak mı işeyeceğimize karışanı mı, Kürt açılımının adını 3 kez değiştirene mi yoksa açılımda Kürt milletvekillerini susturup Seda Sayan ve Nihat Doğan’a danışana mı yada nükleerle bombayla tüp ocağını birbirine karıştırana mı, 28 Şubat darbesine dava açmayan Erdoğan’a mı, aynı suçtan sanık olup da ceza almış Necmettin Erbakan’ı affeden Abdullah Gül’ünkine mi, beni dinleyip sonra annemin numarasıyla arayıp konuşmamı bana dinletenin mi yoksa seni dinleyenin mi, bu dinlemeyi yasal duruma getiren mücadeleye mi yoksa? Hangi birine Şamil Tayyar, bunların hangisini mücadele olarak görüyor ve giriyorsun bu seçime? Yada en doğrusu aylarca yalakalık yaptığın partinin adaylığına başvurma mücadelesine mi, bütün yukarıda yazdıklarımı kabul ederek mi meclise girip demokrasi savaşımı vereceksin sen, yazının başlığında dediğim gibi “KOMİK ADAMSIN ŞAMİL TAYYAR…”