Seçimler yaklaştığında Türkiye bir garip oluyor, bütün savaş baltaları çıkıyor, bırakın karşı partileri kendi partileri içinde bile akıl almaz savaşlar başlıyor. Hele Partiler Yasası 12 Eylül faşizminden kalmaysa ve seçilecekleri başkanlar belirliyorsa küfrün bini bin para. İleri Demokrasi mucidi Recep Tayyip Erdoğan gibi kimleri seçmeyeceğinizi grup toplantısında açıklarsanız eğer, doğal olarak seçeceklerinizin ne kadar demokrasi içinde kalacağı da şimdiden belli oluyor.

Benim yazacağım tartışma başlayalı yaklaşık 2 ay oluyor: “Türban tartışması”. Diyeceksiniz ki bu tartışma zaten yıllardır bitmedi ki, haklısınız bitmedi ama seçim yaklaşınca sıkılan “Türbanlı milletvekili” diye yazmaya başladı. Hatta geçenlerde her partiye türbanlı milletvekili isteyenlere karşı bir yazı da yazdım. Meclisle pazar yerini birbirine karıştırmamalarını önerdim.

Türban konusunda ne kadar katı olduğumu biliyorsunuz, dini bir emrin demokrasi içinde tartışılmasına hep karşı çıktım. Dini bir emri kabul etmek Kur’an’ı benimsemek yani şeriatı kabullenmektir. Bunun aksini söyleyen sanırım çıkmayacaktır. Çıksa bile ciddiye almam…

İki gündür yine düşünmeye başladım bu konuyu, din parça parça inanılacak yada uygulanacak bir konu değildir. O yüzden dini inancı olmayanların dinî bir emri bu kadar savunmalarını hiç anlamadım. Hem de o emir kadına getirilen bir yasaksa ve erkekler tarafından getirilmişse bunu demokrasiyle bağdaştıranları asla anlamadım. Türbanın en tartışmalı olduğu günlerde Ufuk Uras “Türbanı desteklememek faşistliktir…” demişti. Geçenlerde de kravatını meclis kürsüsünün mikrofonuna astı türbanı savunmak adına. Dinci erkekler de kravata karşı olduklarından esasında tam da onlara uygun davrandı. Meclis meclis olalı sanırım böyle komik bir devrimci protesto görmemiştir. Murat Belge de bana karşı yazdığı bir yazısında “Türban tartışmasında taraflar birbirini faşistlikle suçluyor…” diye belirtti. Belge türban serbestliği bildirisini imzalayanlardan biri olduğuna ve kendini faşist ilan etmeyeceğine göre ben ve benim gibi düşünenler faşistti. Ne de olsa Ufuk Uras’dan yaşça büyük ve deneyim sahibi, kendine göre ince giydirmişti.

Oysa yanılıyorlar, türban serbestisiyle erkek egemenliğini savunuyorlar ve baştan demokratlıklarını yitiriyorlar. Benim onlara bir önerim olacak, Kur’an’da daha değişik ayetler de var. Eğer kadının kapanmasını destekliyorsanız ve yukarıda da dediğim gibi Kur’an parça parça inanılacak bişey olmadığına göre dört eşliliği de kabul etmek zorundasınız. Kadın yada erkek olmanız bişey değiştirmiyor, her durumda bunu kabul etmek zorundasınız.

Bunu şaka yada gülmece olarak yazmıyorum. Türbanı savunan biriyseniz, cinsiyetiniz ne olursa olsun size böyle bir öneri gelebilir. Yada bu öneriyi siz getirebilirsiniz. Böyle bir durumda ne yapacağınızı yada ne diyeceğinizi, kendinizi nasıl savunacağınızı gerçekten merak ediyorum.

Kadının kapanmasını din kitapları dışında biyerde bulamayacağımıza göre bu tartışma demokrasi adına yazılan kitaplarda yok, varsa da dini bir yasaklama olmasından kaynaklanıyor. Konu olarak demokrasi adına yazılan kitaplarda olmayan erkek egemen toplumun ürünü olan bişey demokratik sayılmayacağına göre buna karşı çıkmak da anti-demokratik sayılmamalı.

Türbanı demokratik sayanlar Kur’an’ı ciddi bir şekilde incelemek zorundalar. Bilhassa kadına tecavüz edildiğinde kadının bunu kanıtlaması neredeyse olanaksıza yakın. Dört canlı şahit gerekiyor tecavüz edildiğini kanıtlaması için. Hüseyin Üzmez’in taciz olayında Milli Gazete yazarlarından biri bu konuyu yazdı ve “Şeriatla yönetilen bir ülke olsaydık Üzmez’e dokunamazlardı…” diye belirtti.

Kendi inanmadıkları bir konuyu savunurken türban yerine başörtüsü yazanlara söylüyorum, din bölük pörçük inanılacak bişey değildir. Aynı şekilde sosyalistlik ve Marksistlik de yarım yamalak inanılacak bir felsefe değildir. İlerde karşınıza çok eşlilikle ilgili bir yasa tasarısı yada öneri geldiğinde ne yapacaksınız? Merakla bekliyorum vermeyeceğiniz yanıtı…