“Dine karşı din”. Evet; yaşayan bir Kuran algısının ürünü olan bu muhteşem tespit bugün yine gözler önünde yaşanıyor. Bir tarafta; fakirlerin, boyunduruk altındakilerin özgürlüğü için mücadele eden bir din. Öte tarafta köleleştiren ve algıları körelten bir din. Bu ikisi arasındaki temel çelişkiden bihaber bir kitle…

Hutame’nin ne olduğunu

Sen ne bileceksin ?

(Humeze Suresi 5. ayet)

(Not: bu bölümde, Ahirette yaşanacak bir cehennem yurdu inkar edilmemek ile beraber, bu sürecin Dünya’da başladığı iddia edilmektedir.)

Kuran’da kullanılan cehennem tabirleri; sihirbazların, bilgiyi tekelleştirerek toplumu bilgiden alıkoyan ve bundan menfaat elde edenlerin elinde, mistik bir masala dönüşmüştür.

Halbuki cehennem, gayet anlaşılır, açık ve net bir bilgidir. Ve fiili olarak yeryüzünde yaşanmaktadır…

Cehennem kelimesi Farsça olup, Allah’ın kızdırılmış ateşi/azabı olarak tanımlanır.

Kuran’da çok kez zikredilen bu azap, farklı isim ve formlarda ele alınır. Bunlardan bazıları şu şekildedir;

1) Nar (“ateş”; genel bir tabirdir),
2) Lezâ (“hiddetli alev/alev püskürtüsü”)
3) Sa`îr (“harlı alev”),
4) Sekar(“kavurucu ateş)
5) Cahîm (“harlı ateş”),
6) Hâviye (kızgın ateş)
7) Hutame (“ezici, iliklere işleyen azap)

Hatta bu 7 telaffuza dayanarak, Cehennemin 7 kapısı olduğu dahi ifade edilir. Ancak bize göre bu nitelemelerin kapılar ile bir ilgisi yoktur…

Cehennem kavramını incelerken, Kuran’ın kurduğu zıtlık ilişkisinden yararlanmak gerekir. Bu zıtlık ilişkisi, Cennet ve Cehennem biçimindedir…

Kuran’da cennet, cenn kökünden gelen; saklanmış bahçe manasında kullanılan bir kavramdır. Ancak saklanmasının nedeni, yapraklarıdır. Uzun, büyük yapraklar ile saklanmış bir bahçe için cennet tabiri kullanılır.

Bu meseleyi zıtlar çerçevesinden ele almadan önce daha önce yayınlanmış bir makalemden alıntı yaparak konuyu genişletmek isterim;

HÜMEZE SURESİ

1.  Yazıklar olsun davranışlarıyla insanların kişiliklerini kıran, haysiyet ve namuslarını inciten, Sömürücülere!

2.  O ki servet yığıp, mal biriktirir, parayı tedavülden çeker/kenz eder ve onlara odaklanır

3.  Ve zanneder ki, sahip oldukları kendisini ebedi kılacak

4.  Hayır! Andolsun o hutameye atılacaktır.

5. Bilirmisin sen nedir Hutame ?

6.  Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir o

7. ki gönüllere işler

8.  O, onların üzerine kilitlenecektir.

9.  Uzatılmış sütunlar arasında…

Hutame; aşırı çok yediği için cehenneme benzetilen kişi manasına gelmektedir. Efendim, şimdi dikkatli bakın;

Kapitalizme bağımlı olduğu için, sürekli mal biriktiren ve bu heves odaklı yaşayanların, hak yiyen, sömüren zorbaların eline düşeceği; muhakkak surette bu sistemin bu sonucu üreteceği bilgisidir.

Yani; infak/paylaşım gerçeğine hizmet etmezseniz; muhakkak tekeller ve tröstler tarafından yutulacaksınız. Bu; Allah’ın vaadidir. Yeryüzündeki azaptır.

İnsanların onurlarını, onları fakirleştirerek kıranlar (ki ayetler arasındaki ilişki incelendiğinde bu daha net açığa çıkacaktır. 1. Ayet onur kırma; 2. ayet mal biriktirme ile alakalı, dolayısı ile ana mesaj bu ikisinin birleşmesinden ortaya çıkmaktadır) buna rağmen insanları takva ve dindarlık maskesi ile kandıranlar, bağımlı oldukları sistemin olumsuzluğuna bizzat muhatap olacaklardır.

Her sıkıştığında Kuran’ı kullanan bu hümeze’ler, bu sureyi dikkatli okusun. Çünkü bu onları deşifre eden bir gerçek…

Dine karşı Din!

Dr. Ali Şeriat hayati bir tespitte bulunuyor; ‘’Dine karşı din’’. Evet; yaşayan bir Kuran algısının ürünü olan bu muhteşem tespit bugün yine gözler önünde yaşanıyor.

Bir tarafta; fakirlerin, boyunduruk altındakilerin özgürlüğü için mücadele eden bir din. Öte tarafta köleleştiren ve algıları körelten bir din. Bu ikisi arasındaki temel çelişkiden bihaber bir kitle…

Efendim; Hazreti Peygamber der ki;

Bir kimse ile münasebet kurmadan evvel, sakın onun ibadet ve takvasına bakmayın. Onun sikke ve dinar ile olan münasebetine bakın…

Altın ve gümüş biriktirmek sureti ile takva gösterisi yapanlar, Emperyalizm ile olan ilişkilerinden ötürü; dini salt bir yozlaşma sürecine tabi tutmuşlardır.

Artık dinden bahsetmek için ehliyet aranıyorsa, ve bu salt bilgiler çarpık bir hurafe yığını ile yer değiştiriyorsa; ortada bir sorun var demektir.

Ebuzerr Gıffari, Peygamberin vefatından sonra Medine’ye sürülür. Orda, Resulullah’ın mescidine girdiğinde bir bakar ki; etraf altın ve gümüş oymalar ile süslenmiş. Kenarda bir adam oturmuş ve halka şunu anlatıyor;

Ben bizzat duydum ki; Resulullah şöyle buyurdu;

Kim çerçi şeyhten bir akse soğanı alırsa, ona bir karış cennet toprağı, kim iki soğan alırsa; ona iki karış cennet toprağı…

Ebuzerr soluğu Halife’nin sarayında alır, Mervan kendisine sorar; Sen de kimsin;

Ebuzerr : Bugün puthanedeki İbrahim’im, yarın kim olacağım meçhul. Ve sizler; yine kimin kabağını kurtarmak için hadis uyduruyorsunuz…

(HUCURÂT suresi 16. ayet) De ki: “Siz Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz? Oysaki Allah, gökte ne var, yerde ne var hepsini bilir. Allah her şeyi çok iyi bilmektedir.”

(CÂSİYE suresi 6. ayet) İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir ki, onları sana hak olarak okuyoruz. Hal böyle iken Allah’tan ve onun ayetlerinden sonra hangi hadise inanıyorlar?!

Puthanenin orta yerindeyiz, ya köklü bir değişim! Ya devasa bir yıkım…

(İSRÂ suresi 16. ayet) Biz bir ülkeyi/medeniyeti mahvetmek istediğimizde, onun servet ve nimetle şımarmış elebaşlarına emirler yöneltiriz/onları yöneticiler yaparız da onlar, orada bozuk gidişler sergilerler. Böylece o ülke/medeniyet aleyhine hüküm hak olur; biz de onun altını üstüne getiririz.

Ya çözüm ;

(ENFÂL suresi 53. ayet) Bu böyledir. Çünkü Allah bir topluma lütfettiği nimeti, o toplum birey olarak içlerindekini/birey olarak kendilerine ilişkin olanı değiştirmedikçe, değiştirmemiştir. Ve Allah, iyice işiten, gereğince bilendir.

Zihinlerde değişim başlamadıkça, hiçbirşey değişmeyecektir…

(Dersimiz Maun Suresi – Odatv / Eren Erdem)

Görüldüğü gibi ‘’Humeze Suresinde’’ bahsedilen ‘’Hutame’’ cehennemi, dünyevi ve yıkıcı bir ızdıraptır. Ve diğer cehennemler de analiz edildiğinde bu şekilde bir hakikat ortaya çıkacaktır…

Vahye göre Humeze; hasta evladına ilaç alamayan babanın bu onur kırıcı hal içine gömülmesini sağlayan ‘’güç odaklarıdır.’’ Yeryüzünde, birileri servet edindikçe, birilerinin evladına ilaç alması imkansızlaşır…

Meseleyi zıtlar çerçevesinden ele aldığımızda yine aynı noktaya varırız;

Ve Âdem’e şöyle buyurmuştuk: “Ey Âdem, sen ve eşin cennete yerleşin ve ondan dilediğiniz yerde, bol bol yiyin. Ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zulme sapanlardan olursunuz.” (Bakara Suresi 35. ayet)

Ayette ‘’ağaç’’ olarak çevrilen kelime, daha önce de belirttiğim gibi ‘’şecere’’ kelimesidir. Lisan’ül Arab’da bu kavram için kullanılan ana anlam; ihtilaftır.

Yani Adem meselesinde belirttiğim gibi, ana ihtilafın mal olması hasebi ile, bu kavram ‘’mülkiyeti’’ temsil eder…

Yeryüzündeki adil paylaşım düzenini yok eden başlıca unsur olarak ‘’şerece/mülkiyet’’ gözler önüne serilir. Demekki, mülkiyetin özelleşmediği/tekelleşmediği ortam için Kuran, ‘’cennet’’ ibaresi kullanırken; özel mülkiyetin var olduğu ortam ‘’cehennemdir’’.

Bu bağlamda, hutame ve adem kıssası arasında analoji kuracak olursak ortaya ilginç bir netice çıkacaktır;

‘’Mevcut egemen hegemonya olan kapitalizm, içinde tuttuğu tüm zümreler için bir cehennemdir. Cennet ise, sınıfsız ve dolayısı ile mülkiyetsiz bir toplumdur.’’

Peki dinin bu konuyla ne alakası var dersiniz ?

Mekke’de yaşanan Rabler hegemonyası, çok tanrıcılık ile, Mekke’nin sosyo ekonomik düzeni arasında bir ilişki yok mu dersiniz ?

Heleki geleneksel kast/sınıf sisteminin en güçlü olduğu bölgede, her kabilenin bir putunun olması bir ilginçlik abidesidir. Özellikle de, sınıflı toplumların tamamında; Rablik; sosyo ekonomik yaşama müdahale eden ‘’mistik bir kuvve’’ olma noktasındadır.

Ve Kuran bunu ‘’şirk’’ olarak tanımlayarak, aslında sınıflı topluma gönderme yapar. Çünkü sınıflı toplum ve çok tanrıcılık arasında kopmaz bir bağ vardır. Bu bağ, sürekli olarak güçlenip, sınıfsal çelişkilerin yoğunlaşması yönünde fiiller üretir.

İnsanlık bir zamanlar tek bir toplumdu (ümmet’i vahide), Sonra Allah, doğru yolda olanları müjdelemek, yoldan çıkanları da uyarmak üzere peygamberler gönderdi. Anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar arasında hüküm versin diye o peygamberlerle birlikte adaletin yolunu gösteren kitaplar gönderdi. Ancak kitap verilenler, apaçık deliller geldikten sonra aralarındaki ihtiras ve zorbalıktan ötürü anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah, iman edenlere anlaşmazlığa düştükleri konularda adaletin yolunu gösterdi. Allah yürümek isteyeni doğru yolda yürütür… (Bakara suresi 213. ayet)

Yani görüldüğü üzre, insanlar bir zamanlar tek bir toplummuş. ‘’ihtilafsız/Şeceresiz’’ bir toplum. Ancak, ihtilaf/şecere nedeni ile; bu toplum ayrışmış ve çelişkiler yaşamış.

Ki bu durum halen daha böyledir. Bugün sahip olduğumuz ‘’çelişki bilinci’’ bu ihtilafı üreten temel faktördür. Ve ihtilafın kendisi ‘’tek başına maldır.’’

Çünkü mal çoğaltma sevgisi, insanlar arasındaki uyumun önüne geçen tek problemdir. Bu problem, ihtilafları, sınıfsal ayrılıkları, çelişkileri, savaşı, bozgunculuğu ve zorbalığı üreten yegane unsurdur.

Adem bölümünde anlattığımız gibi; şecere yüzünden kan döküp ifsad eden mahluk/beşer, ademleştirilip belli bir bilinç düzeyine getirildikten sonra, şecere, yani ihtilafın nedeni olan ‘’mülkte egemenlik kurma psikozu’’ yasaklanmıştır.

Bu yasak çiğnenerek, toplumlar arası birlik ve beraberlik ortadan kalkmış, yoğun bir ayrılık ve çelişki zemini bu yapıya egemen olmuştur.

Bu noktada; Ümmet’i Vahide için Adem’in ideal Cenneti demek gerekir. Ve Adem’in cehennemi ise, Ümmet’i Şecere’dir…

Yani, mülkiyetli toplum, sınıflı, düzlemli ve kategorik toplum algısı…

Şimdi bu cehennemin temelini atan düşünceyi analiz edelim;

Karia/Devrim Suresi

  1. Ses getiren olay!/devrim!
  2. Nedir o olay!/devrim ?
  3. Sana o olayı/devrimin ne olduğunu idrak ettirecek bir şey var mı ?
  4. Birtakım insanların kaçışacakları gündür
  5. Yeryüzüde renkli yünler gibi olur
  6. Ve hesap sorulurken, hesabı ağır gelenler
  7. Artık onun hayatı hoşnutlaşmıştır.
  8. Fakat kimin yükü ağır gelirse
  9. Anası Haviyedir!
  10. Haviye’yi bilirmisin ?
  11. Kızgın bir ateştir!

Surenin henüz başında kullanılan ‘’Karia’’ ibaresi; kılıçların birbirine değmesi, yankı, başta saçları döken olay gibi anlamlara gelir. Bir arada kullanıldığında ise, ‘’devrim’’ kavramının altını dolduran anlamsal bütünlüğe işaret eder.

Sure; Mülk arttırma, ve çoklukla övünme fiiline muhatap olanların, bu eylemlerinin ‘’bu dünyadaki sonucu/karşılığı’’ olarak bir azap ile azaplandırılacağı vurgusu yapmaktadır.

Nitekim 3. Ayette geçen ma edrake ifadesi ile tanımlanan ‘’apaçık görme’’ vurgusu; mutlak anlamda ‘’insanın yaşarken görmesi’’ gerekliliğini ortaya çıkartır. ‘’Sen bunu nerden bileceksin/görerek bileceksin/ bu dünyada göreceksin.’’

Çünkü, yeryüzündeki fiillerin yeryüzündeki bir sonucu olarak tanımlanan bu cehennem, yeryüzündeki cehennemin ürettiği ızdırabın sonucu olan ‘’kişisel muhakeme/hesap’’ mantığınıda gözler önüne sermektedir…

Onların malları da evlatları da seni imrendirmesin. İş sadece şudur: Allah onlara şu iğreti hayatta azap etmeyi ve canlarının küfre sapmış bir halde çıkmasını istiyor. (Tevbe Suresi 55.ayet)

Malları da evlatları da seni imrendirmesin. Allah bunlarla, dünyada onlara azap etmek istiyor. Kâfir olarak çıkaracaktır canları. (Tevbe Suresi 85. ayet)

Görüldüğü üzre, mal arttırmak; dünyada yakalanacak bir ızdıraba işaret edilmektedir. Bu ızdırap ‘’cehennemdir’’.

Peki bu iş nasıl olur dersiniz ?

Şecer/Mülk, özelleştiği an itibari ile; insani değerler yozlaşır ve çekişme başlar. Günümüzde yaşadığımız örnekler üzerinden gidersek;

–         Birileri silah satmak için savaşlar çıkartır!

–         Birileri daha fazla zengin olmak için fakirleştirir!

–         Zenginler muhaliflerini oyalamak için yapay çelişkiler yaratır ve kitleleri birbirine kırdırır!

–         İnsanlık, açlığa, ayrılığa, çelişkiye, savaşlara, fakirliğe mahkum edilir…

Buraya kadar görünen; bu mülk arttırma sevgisinin mazlumlaştırdığı odakların ‘’garibanlar olduğudur.’’

Evet bu önermeye göre; mazlumiyet üreten her şey zalimdir. Ve mülkiyet arttırma zulümdür…

Dolayısı ile, mülkiyet arttırma sevgisine bağlı kılınanlar zalimlerdir ve bu ucu olmayan bir savaştır.

Yani, kendi içlerinde de ilkeleri aynıdır.!

Ve mutlak anlamda herkesin batacağı, yok olacağı, bağımlılaşacağı alışkanlıkları olan bir gerçekliktir.

Yani her kapitalist, bizzat kendi ürettiği sistemin çarkları arasında sıışmış bir yemdir.

Büyük bir balığa yem olma ihtimali her zaman vardır. Mal yitirme korkusu ile cehenneme dönen hayatın doğal tepkileri ile mutlak anlamda yüzleşir…

Ve kendi ürettikleri ayrılık ve çelişkilerden, kendileri de nasiplenirler.

Sahip oldukları insani bir değer yoktur. Kendilerini ‘’beşerden’’ ayıran hiçbir özel fonksiyon yoktur.

Mülk arttırmak için kan dökebilecek kadar vahşi ve barbardırlar. Ve bu nedenle, gözlemlerinin tamamı; sahip oldukları algıya mahkumdur. Bu mahkumiyet; varlık alemi için saplantısal bir bağlılık üretir ki; yarattıkları kaosun en büyük cürmünü bunlar çekmektedir…

Ancak, kendilerine ‘’tabiatın tepkisini dışavuran bir isyanla başkaldırmayan’’, yani cihad etmeyenler de bu cehenneme mahkum kalırlar. Kontrol, iki ayaklı Rablerdedir. Ve bu kontrole biat etmek zorundadırlar…

Dolayısı ile, Musa ve Asa bölümünde anlattığım kutsal İsyan, Cennet’in kapısını aralayan bir anahtar konumundadır…

Şimdi dikkatle inceleyelim;

1) Nar (“ateş”; genel bir tabirdir),
2) Lezâ (“hiddetli alev/alev püskürtüsü”)
3) Sa`îr (“harlı alev”),
4) Sekar(“kavurucu ateş)
5) Cahîm (“harlı ateş”),
6) Hâviye (kızgın ateş)
7) Hutame (“ezici, iliklere işleyen azap)

1. İfadede geçen ‘’Nar’’; evvelki incelediğimiz Beled Suresinde geçen ifadedir;

20. Üzerlerine sımsıkı kapatılmış bir ateş/Nar vardır.

Bu ayet, süreklilik arz etmektedir. Yani Beled suresinde ‘’fiillere muhatap olanların’’ içinde olduğu genel haldir.

2. İfadede geçen ‘’ Lezâ” Mearic Suresi 15. ayette kullanılır. Öncesinde muhatap aldığı kimseler şöyledir;

– Dostların dostları sormaz hale geldiği

– Eşlerin birbirini feda edebileceği

– İnsanlığın aile ve toplum bağlarını yok ettiği

Düşünsel ve ideolojik eylemlerin muhataplarıdır…

Yani, toplumculuk karşısında bireyciliğin yükselişe geçmesi akabininde oluşan bir hal olduğu söylenmektedir. Bu sahneler; çok yanlış anlaşıldığı gibi; gerçekdışı ithamlar ile çarpıtılır…

Ayette geçen ‘’eşlerin birbirini unutması’’ bir kıyamet sahnesi değildir. Bu; oluşan fiildir. Bundan dolayı insanlar ızdıraba düçar olmuşlar demektir!

3. İfadede geçen “Sa`îr” ; İsra Suresinde önemli vurgular dairesi içinde ele alınır;

Allah kime hidayet verirse doğru olan yolu bulan odur. Kimi de şaşırtırsa, böyleleri için O’nun dışında dostlar bulamazsın. Kıyamet günü böylelerini kör, dilsiz ve sağır bir halde yüzleri üstüne sürerek haşrederiz. Varacakları yer cehennemdir ki, alevi dindikçe kızgın ateşini körükleyiveririz. (İsra Suresi 97. ayet)

Ayetin öncesinde; Allah elçisine, neden Allah bir melek göndermiyor gibi sorular sorulur.

Bu soruları soranlar için öngörülen ‘’Sa’ir’’ esasında; bilgiyi tekelleştiren, bilgi üzerinden rant elde eden, bilgi sayesinde mülke erişenler içindir. Bunun en net örneği ; Karun’dur…

Bu kimselerin ürettiği hegemonya dahilinde çekecekleri ızdırap anlatılmak için ‘’Sair’’ kullanılır…

4.İfadede geçen “Sekar”;  Kuran’ın en geniş cehennem kavramlarından biridir.

Kamer Suresinde ve Müddessir Suresinde bahsedilen bu kavram şu özelliklere dikkat çekmiştir;

–         Delil ve Gerçeklere rağmen ‘’inatta ısrar edenler’’

–         Heva ve Heveslerini din diye pazarlayanlar

–         Uyarılara kulak asmayanlar

–         İftiracı, düzenbaz, statükocu, işbirlikçiler

–         Emelleri için şiddet gösterenler!

Sekar ehli için yapılan tanımlama budur.

1.ifadede geçen ‘’cahim’’ kavramı ise; öfkesinden yüzü kızardı! Dehşete düştü! Gibi anlamlara sahiptir.

Ürettiği eylemlere karşıt gelişen tepkilerin oluşturduğu hezimet ve mağlubiyete, ve bu neticeye konuşlanmış psikolojiye işaret ettiğini söylemek mümkündür.

Bu halin en çarpıcı örneği olarak ‘’Adolf Hitler’’i düşünmekteyim. Şaşalı bir yükselişin ardından yaşanan büyük çöküş, ve akabininde gelişen intihar sürecinin öncesinde yaşanan psikolojik buhran; cahim kelimesinin kastettiği ruh haline işaret eder.

2. İfadede geçen ‘’Haviye’’ ; tabiatın isyanıdır.

Zalim olduğu için helâk ettiğimiz nice kent/medeniyet var ki, duvarları, tavanları üzerine çökmüş halde. Nice kullanılmaz halde bırakılmış su kuyusu, nice görkemli/süslü/bakımlı köşk var. (Hacc Suresi 45. Ayet)

Ürettiği zararlı fiillerin etki alanına giren kişi ve odaklar için kullanılır. Haviye; çatının çökmesi gibi bir anlama işaret ederken, kubenin çökmesi gibi bir mana da çıkar.

Yani, yeryüzünü cehenneme çeviren genel sorunlar;

–         Mülkte yarışma ve Mülk arttırma

–         Bireyselliği toplumsallıktan evla görme hastalığı

–         Özgürlüğe müdahale etme

–         Mülkte egemenlik kurarak, toplumda hegemonya oluşturma

–         Ümmet’i Vahide’yi tahrif etme; ihtilaf ve çelişki üretme

–         Ve bu fiillerin sonuçları.

Bu hususta ilgi çekecek bir sure de ‘’Muminun Suresidir’’ Bu surenin henüz başında anılan ‘’Rabb kelimesi’’, sosyo ekonomik bir sıfattır. Bu konuya daha ileri bölümlerde gireceğim;

Muminun Suresi 52-61 arası ayetler;

İşte sizin toplumunuz tek bir toplumdur. Ve bu toplumun Rızk vericisi olan/Rabb benim. Daima benim bilincimde olun.

Gel gör ki; kendi aralarında paramparça olup gruplara/sınıflara ayrıldılar. Her gruba kendini hak, diğerini batıl görmek hoş göründü…

Şimdi sen onları, cehalete batmış olduklarını anlayıncaya kadar kendi hallerine bırak!

O elde ettikleri mal ve oğulları, hayırda yarıştırmak için kendilerine özel olarak verdiğimizi mi zannediyorlar ?

Hayır Anlamıyorlar!

Ancak Rablerinin delillerine inananlar; Ve saygılarından dolayı haşyet duyanlar.

Ve Rablerine ortaklar, şerikler, aracı tanrılar, yedek ilahlar, panteonlar, mammonlar koşmayanlar.

Ve Rableri huzuruna dönecekleri için, verdikleri/dağıttıkları malları kalpleri ürpererek verenler/dağıtanlar.

İşte onlar hayırlara koşuşurlar ve hayır için yarışırlar…

Yukarıda da görüldüğü gibi, tek toplumun yok olma nedeni; birilerini mal ve oğulları özel mülk edinmesi, bunlarla övünmesi ve ‘’kendilerine özel olduğunu sanmaları’’dır.

Yani, Adem’e yasaklanan şecer, mutlak anlamda budur…

Ve bu odaklar, ‘’kendi mülkleri ile şımarır, üstünlük taslar ve sınıfların oluşmasına neden olurlar’’.

Halbuki esas iş surede belirtildiği gibi; mülkün özel bir hayır olduğunu zannetmemek, ve insana verileni halka vermektir.

Allah, rızıkta kiminizi kiminize üstün kılmıştır. Fazla verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere aktarıp da hepsi onda eşit hale gelmiyor. Allah’ın nimetini mi inkâr ediyor bunlar? (Nahl Suresi 71. ayet)

Ve ayetleri dikkatli incelediğimizde ; ‘’içinde bulundukları hali anlamaları’’ gibi vurgular görmekteyiz.

Esas olan, tekamül yoluyla gerçekleri bulmaktır. Yani Allah dileseydi insanlığı tek bir ümmet yapardı, ancak bunu; insanlığın bu ideale kendi kendisine ulaşması adına müdahale etmemektedir…

Peki insanlık ne yapmalıdır ?

Bu konuda önerilenler nelerdir ?

Bunun örnekleri mevcut mudur ?