Size aksiyoncu bir maceraperestten bahsedeceğim. Yitik hazinemizden…

Anka kuşundan!

Anka kuşunun derdi davası ölümsüzlüktür. Lakin, varlık derdi ve davasına bindirilmiş bir istek olmanın dışında, gerçeğin kendisine talip olmasından ileri gelen bir aşk’tır ölümsüzlük…

Fakat bu bölümü okumadan, bu dizinin ilk bölümünü okumanızı önereceğim. Lakin anlatacaklarım; anlattıklarımla ilintilidir.

İnsan olmak/Anka Kuşu her kişinin işi değildir. Ancak ‘’er’’ kişinin işidir.

Ve dikkatli bakarsanız, parmaklarınızın ucundaki galaksileri görebilirsiniz. Ki içine itildiğimiz bu kimlik kargaşasından bakmaksızın…

Demişler ki;

‘’Hayy’’dan gelen, ‘’Hu’’ya gider.

Hayy/Dirilik’ten geldik, HU/O’na gidiyoruz.

Ve şair devam eder;

Şöyle çıkıp şu alemi göresim gelir,

Görüp ol ırmağa dalasım gelir,

Daldıkça gark olup aşk deryasına,

Pervaz olup yâre dönesim gelir…

**************

İnsan sorunundan bahsetmiştim hatırlarsanız.

Daha doğrusu İnsan-Beşer ikilemi arasındaki geçiş sürecinden.

İnsan ve Beşer/Hayvan arasındaki kimliği tanımlarken en uygun düşecek kavram ‘’araf’’ kavramıdır. Ki İslam terminolojisinde kullanılan ‘’araf’’ esasında bu anlamı ile de kullanılabilir.

İnsan-Araf’takiler-Beşer

İki taraf arasında bir perde, A’raf üzerinde de herkesi yüzlerinden tanıyan erler vardır. Cennet halkı, özleyip durdukları halde henüz ona girmemiş olanlara şöyle seslenirler: “Selam size!”

Gözleri ateş halkı tarafına çevrildiğinde de şöyle yakardılar: “Ey Rabbimiz, bizleri, zalimler topluluğuyla birleştirme.”

A’raf halkı, yüzlerinden tanıdıkları bazı erkeklere seslenip şöyle derler: “Bir araya gelmeniz de büyüklük taslamanız da size hiçbir yarar sağlamadı.”

(A’raf Suresi 46-47-48. Ayetler)

Kuran’ı düşünmeden(tefekkür) ve irdelemeden(tezekkür) okumanın neticesinde, bu gibi ayetlerin derinlikli manaları sığlaşmıştır. Daha doğrusu, ‘’beşeriyetin, anlam dağarcığına kurban edilmiştir.’’

Araf, bir karakteristik duruma işaret eder. Bunun belirgin delillerinden birisi şudur;

– Ey Rabbimiz; bizleri zalimler topluluğu ile birleştirme.

Ayete dayanan geleneksel yoruma göre;

Bu hadise, cennet ile cehennem arasında bulunan araf ehlinin yaklaşımını ihtiva etmektedir. Araf ehli cehenneme bakarak Allah’a yukarıdaki biçimde yakarmaktadır…

Hatalı olan kısım şudur;

Araf ehli ‘’-her kimse’’, azaptan korkup; azaptan kurtulmayı değil; zalim olan topluluğa karışmamayı dilemektedir…

Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, bu ayetin işaret ettiği ‘’cehennem’’ yeryüzünde yaşanan bir sürecin kendisidir. Çünkü endişe; zulme ortak olmak, zalimlere karışmak biçimindedir. Azaptan, ateşten korkma gibi bir endişe, ayet dahilinde görülmemektedir…

(LOKMAN suresi 13. ayet) Hani, Lokman, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: “Oğulcuğum, şirk koşma! Çünkü şirk, gerçekten en büyük zulümdür.”

Kuran’a göre en büyük zulüm şirktir.

Şirk, bir mala iki kişinin ortaklığı, ortaklık, ortak tutmak, bölmek, teki parçalamak gibi anlamlar ihtiva eden, sosyolojik bir kavramdır.

Kuran’ın şirk sunumuna göre;

· Allah’ın mülkünü sahiplenerek, bunu bir güç aracı haline getirmek

· Allah’a yaklaştırdığı iddia edilen aracı tanrılar edinmek

· Toplumu bölmek, kamplara ayırmak, sınıflara-kastlara ve kategorilere parçalamak

Gibi geniş bir ‘’şirk doktrini’’ ile karşılaşırız.

Bir önceki yazımda belirttiğim gibi insan; fıtri konumu itibari ile, sahiplenme güdüsü ile birlikte yaratılmıştır. Sahip olmak için rekabet yaratmak, rekabet üzerinden meşru ya da meşru olmayan süreçler üretmek; sahiplenme güdüsünün getirisi olarak karşımıza çıkar.

Bu pranga dahilinde insan, tevhidi bilmediğinden değil; şirki bilmediğinden zarar görecektir. Tevhid şirkin tam zıttıdır, sınıfsızlaşmak, birleşmek, bir olmak…

Şüphe yok ki Allah tektir(ahaddır) (İhlas Suresi)

Bu şu manaya gelir,

Allah’a yaklaşmanın yolu, bir olmaktır. Bölünmüş, parçalanmış, kastlara-sınıflara ayrılmış, çelişkilere boğulmuş bir biçimde Allah’a varamazsınız.

Ki, önceki makalede belirttiğim gibi, Allah’a varmanın yolu ‘’insan’’ olmaktan geçer. Çünkü şirk; beşeriyet mesleğidir…

Şirkin temelinde yatan duygu, arttırma duygusudur.

Mal çoğaltma kuruntusu sizleri oyaladı (Tekasür Suresi 1. Ayet)

İslam’ın bütün ritüelleri, bu prangayı parçalamaya yöneliktir. Örn;

· Hac; Allah’ın isim ve sıfatlarını temsil eden değerler etrafında eşitlenmek. Tüm farklılık unsurlarını çıkartıp, eşit olmak/ihrama girmek. Sadece bu prensipleri teşbih etmek/yaşantılamak.

· Namaz; Günde 5 kez, eşitlenmeyi, sınıfsızlığı, birliği, sevgiyi ve merhameti anımsamak, bu yolda mücadele ettiğini ilan etmek.

· Kurb/Yaklaşma; yetim ve miskinlere vererek, bölüşerek Allah’a yaklaşmak. (bkz. Gayya karanlığından Kuran Aydınlığına kitabı/İşte Gerçek Kurban Anlayışı)

· Oruç; farklılaşma, başkalaşma/sınıflaşma nedeni ile oluşan ‘’doğal olmayan’’ bir durum olan açlığı, yoksulluğu anlamak, bunu içselleştirmek, bu sınıfsal başkalaşmanın önünde durmak, mücadele etmek…

· Kelime’i Tevhid ; La ilahe illallah lafzı ile, görünür olup ‘’insanlığa rablik taslayan tüm unsurları reddetmek’’, göz ile görülen Rableri inkar ederek, göz ile görülemeyen Allah’a yaklaşmak. Rablik iddia eden güçleri reddetmek.

Bu pranga, algının körlüğünden ileri gelmektedir.

Tüm kainatın belirli bir akış dahilinde işini yapmakta olduğunu, bu sürecin neticesi olarak ‘’sistemin’’ ve ‘’dengenin’’ ortaya çıktığını görebilenlere insan deriz.

Fakat, yeryüzünü bahçe; kendisini ‘’öküz’’ görerek, ne bulursa saldıran ve bu devinimi umursamayan varlıklara da beşer demeliyiz…

(Muhakkak Devam Edecek!)