Tepki ve Değişim Dergisi – 39. bildiri
7.7.2013
[[[Bildiri]]] Memleketi sen mi kurtaracaksın sorusuna Gezi Direnişiyle cevap: Memleketi biz kurtaracağız

Gezi Parkı eylemleri, Türkiye siyasetinde son yıllarda oluşan bir birikimin sonucu oldu olarak ortaya çıktı. 2012 sonbaharından beri biriken öfke, 2013 yazının başında patlamaya dönüştü ve ezberleri yerle bir eden, halkın içinde biriken ne varsa ortaya döken bir başkaldırıya şahit olduk. Suriye ile girilecek olası bir savaş, silah deposuna çevrilmesi, cumhuriyetçi kitleye yapılan 29 Ekim, 10 Kasım ve Silivri mahkemlerinde yapılan müdahaleler, “Açılım” adı altında Türkiye ile ilgili “dışarıdan” verilmiş kararların halkın onay olmadan bir bir ortaya koyulması, Nisan ayında Taskim’in “projeler sebebiyle gösterilere kapatılması” sonucu Taksim’e ambargo konulması ve en sonunda Gezi Parkı’ndaki müdahalenin tahamül edilemez duruma gelmesi ile birleşince, ortaya Türkiye’nin en büyük kitlesel ve en yaygın protesto gösterisi ortaya çıkmış oldu.

Sürekli değişen ve gittikçe karmaşıklaşan bir sürecin içindeyiz. İlk günlerde tüm devrimciler olarak gözümüzün önündeki birlik, dayanışma ve politikleşmeyi duygusal olarak hayranlık ve huşu içinde izlesek de, direnişin ilerleyen günlerinde “şimdi ne olacak” sorusunu tüm eyleme katılanlar gibi, daha erkenden ve daha çabuk bir biçimde sormak durumunda kaldık. Çünkü hala sorunları ortada olan bir Türkiye’de yaşıyorduk ve halk, sorunların yakıcılığını söndürecek çözümler arıyordu/bekliyordu.

Protestocuların öncelikli olarak politik konularda taleplerde bulunup, sloganlar ürettiğini söyleyebiliriz. “Hükümet İstifa” sloganıyla birlikte, hükümetin son 11 yılda yapmış hukuku çiğneyen, laikliği (Dünya ve din işlerinin birbirinden ayrılması), düşünce özgürlüğünü yok eden, emperyalist projeciliklerle halkı çatışmaya sürekleyen uygulamaları sebebiyle, eylemcilerin iktidardan “hiçbir ikirciklilik taşımayacak şekilde” rahatsız olduğunu ortaya koydu. Eylemdeki birçok farklı görüşü bir araya getiren temellerden biri de bu talep oldu. İktidarın karar alma süreçlerinde şeffaf olmaması, özel yaşamı kısıtlayan kararlar ve ortaçağcı gericiliğin güçledirilmesi çalışmaları, kitlelerin rahatsızlıklarını temel olarak özetleyecek başlıklar olarak ortaya çıktı. Sadece hükümet değil, mecliste yer alan tüm hareketler ve halkları suni olarak ayıran çatışmalar, direnişle birlikte sorgulanır hale geldi. Hükümetin değişimi konusunda kitlede fikir birliği olsa da, meclisteki partilerin durumu ve farklılıklar konusunda henüz bir uzlaşma sağlanmış değil. Özellikle ulusal sorun ve seçimdeki tutum konusunda ortaya çıkan farklılık, hareketin kendiliğinden ve programsız oluşu ve devrimci hareketin hali hazırdaki dağınıklığı, bu noktada görüşlerin bir kanalda toplanmasını engelleyen unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. Eylem öncesi dönemlerde Erdoğan-Öcalan ikisinin paslaşmaları ile monotonlaşan siyasi süreç, artık herkese dersler vererek değişiyor ve değişmeye de devam edecek.

Sloganlara yansımayan, ancak her başkaldırının olduğu gibi bu başkaldırının da temel sebebi olan ekonomik sıkıntılar da eylemi meydana getiren sebeplerden biri. Eylem süresince bir çok sendika ve sendikalı işçi eyleme destek verdi, Gezi Parkı’nda direniş ve grev çadırları açıldı. Daha çok fikir emeği veren, “buz mavisi yakalı”, zor koşullarda dershanelerde okuyup iyi bir üniversitede eğitim gördükten sonra işsizlikle ve güvencesizlikle uğraşan genç işçilerin eyleme katılımı oldukça yoğundu. Yıllarca kariyer hayalleriyle, yüksek ücret vaatleriyle ve rakebetle kandırılan bir çok genç, eylemlerde yer alarak yeni bir ekonomik gelecek istediklerini de ortaya koymuş oldu. Ayrıca Dünya’da oluşması beklenen yeni bir kriz dalgasının da Türkiye’yi “ortaya çıkmamış bir şekilde” etkilediği, fakiri daha fakirleştirip zengini daha zenginleştirdiği de 11 yıllık AKP iktidarında süregelmekte olan bir sorun. Bu eylemler sonrasında uluslar arası parababaları ile anlaşamayan iktidarın, ekonomik olarak tıkanacağı da beklenen bir durum olarak görülebilir.

Eylemlerin ortaya çıkışının başka bir sebebi ise Türkiye’ye dayatılan sosyal yaşamın tekdüze hale gelişidir. Bu durum da eylem boyunca sürekli olarak vurgulandı. Özel yaşama yapılan müdahaleler, ortaçağcı gericiliğin dayatmaları ve baskıları, Türkiye’de sosyal yaşamının geriye doğru gidişine karşı bir tepkiyi ortaya koydu. Kültür noktasında, bir çok sanatçının eyleme destek verişi ve eylemin duyurulmasında pay sahibi olmaları, Türkiye medyasının sosyal yapıyı yönlendirmede kullandığı programların “ti”ye alınması ve başkaldırının kendi kültürünü ortaya çıkarışı, sosyal yaşamda değişimin bir talep olarak ortada olduğunu göstermekte. Eylemcilerin çoğunluğu, Türkiye’nin parababaları medyasını takip etmiyor ve son yıllarda sosyal medya daha çok tercih ediliyor. Direniş sonrasında halk, kendine dayatılanı değil, kendi tercihi olan medyayı takip ediyor. Protestocuların en çok uzlaştıkları ve ortaklaştıkları konulardan biri de, sosyal talepler olmakta.

Bu sebepler doğrultusunda, Gezi direnişini daha da büyütecek ve her kapıdan, her kahveden, her fabrikadan, her plazadan geçirecek üç temel çözüm yolu önümüzde bulunmakta. Birincisi, geniş bir halk cephesi örgütlenmesi ve şu anda toplanan forumlarda bu cephenin ortak noktalarda hareket etmesi. İkincisi, Türkiye halkının en yakıcı sorunları olan, ekonomik sistemin yol açtığı tahribatlara karşı insanların duymak istediği ekonomik talepleri ortaya koymak ve sloganlarda bunu çoğaltmak. Üçüncüsü, sosyal alanda hükümetin saldırılarına karşı daha kararlı bir mücadele ve bunu yöntemlerinin belirlenmesi.

Bu çözümleri ise ancak daha önceki tecrübelerden, özellikle Türkiye ve Dünya devrimci hareketindeki tecrübelerden faydalanarak üstüne koyabiliriz. Bu bakımdan Türkiye’deki hareketlerin birikimlerini kitlelerle paylaşmaya daha fazla ihtiyacı olduğunu söyleyebiliriz. Bu sebeple de bu bir başlangıcın sonucudur ve mücadele bu başlangıç bilinmeden kavranılamayacaktır. Diğer noktada, başlangıçta kalıp olduğumuz yerde saymaya devam edersek, gelecek asla ve asla yakalanamayacaktır.