PostHeaderIcon 12 Eylül’de “40 katır mı, 40 satır mı?” – Erdal Aksungur

ŞEYH BEDRETTİN – TORLAK KEMAL – BÖRKLÜCE MUSTAFA ve VARİDAT Grubu duvarında yapılan “12 Eylül 2010 Anayasası” için yapılan EVET kampanyası üzerine bir ZARURİ AÇIKLAMA
Bu GRUP DUVARINA birkaç gündür, Finans-Kapital sömürü düzeninin politika çatısını süsleyen “Dünkü 12 Eylül Anayasası”nın bugün yeni “yamalarla” sağlamlaştırılmasından başka bir şey olmayan “Yarınki 12 Eylül Anayasası”nın benimsenmesi için “EVET!” yahut “Yaşasın!” çığlıkları atarak evirip çevirip tekrar konulan “Mesaj”a cevap vermek gerekiyor. Çünkü bu konuyu “Sosyalist Kardeşlik” ruhu içinde, belli prensipler çerçevesinde tartışmak yerine, konulan “Mesaj” için şimdiye kadar fikir bildiren herkese karşı, azarlar ve tehdit eder bir üslupla sövgü ve hakaretler yağdırılarak susturmaya çalışmak, hatta bu gruptan “kovmak” gibi bir yol tutulmuştur.

Sayın Süvari Devrim arkadaş, koyduğun bu mesajdan ve daha sonra takındığın hiç de “hoş” karşılanmayacak olan tavrından ilk anlaşılan şudur:
Demek ki, bu konuyla ilgili benim Cuma günü çocukların dahi anlayacağı kertede açıkça ve anlaşılır bir dille yazdığım iki satırı ya hiç okumadınız, okuduysanız bile ya hiç anlayamamışsınız, ya da anlamamış görünüyorsunuz. Oysa bu konudaki kendi tavrımı oldukça somut bir şekilde ifade etmiş bulunuyorum:
“Şahsen ben Evren-Özal Sömürge Faşizmi kuklalarıyla bugünkü AKP markalı Hacıağalardan derleşik kuklalar arasında olduğu gibi “Anayasa” diye öne sürdükleri LAFLAR arasında da o kadar önemsenecek bir fark görmüyorum.”

“Kişicil polemik” gibi görünen bu kısmı geçip, mesenlin özüne gelelim. Biz İşçi Sınıfı Sosyalistleri her konudaki tutumumuzu her zaman Bilimcil Sosyalizmin Diyalektik mantık, metot ve prensiplerine göre belirlendiririz. Onun için, bizden ezbere herhangi bir konuda ne “EVET” isteyenlerin, ne de “HAYIR” isteyenlerin KUYRUĞUNA takılmayız. Lafı fazla uzatmadan “işin özünü” oluşturan iki konuya açıklık getirelim.

1-Köhnemiş Egemen Sınıf Mantığı
Bizim Bilimcil Sosyalist tutumumuz, hem Kadim çağdan beri sürüp gelen Aristo’nun Derebeyi Skolâstik, hem Modern Parababalarının Burjuva Metafizik mantık, metot ve prensipleriyle taban tabana zıttır. Bu köhnemiş egemen sınıf mantığı, ne yazık ki, toplumda hâlâ, yalnız her türlü haktan ve bilgi edinme olanaklarından yoksun bırakılmış çaresiz halkı değil, bundan daha da kötüsü hayatta “MÜCADELE EDEREK KAZANMAK” kişiliği yerine herşeyi Toplumun tepesine tünemiş EFENDİLER ZÜMRESİNDEN gelecek bir “SADAKA” gibi bekleyen “KAPIKULU” ruhu katmerlenmiş birtakım aydınları dahi aldatıp kuyruğuna takabiliyor. Egemen sınıfların bu köhnemiş mantığına göre, bu aktüel meselede de dayatılan şudur: ya “Referandumda EVET” ya da “Referandumda HAYIR” demek şarttır, ve bir “BAŞKA SEÇENEK YOKTUR”!.. Oysa Kürt halkı içinde belli kesimlerin sözcüsü olduğu kabul edilen Barış ve Demokrasi Partisi, aldığı “BOYKOT” kararı ile hiç değilse başka şıkların da olabileceğini göstermiştir.

Üstelik ısrarla belirttiğimiz gibi, bugün “EVET” şıkkı ile “HAYIR” şıkkının başını çekenler arasında da ÖZ bakımından hiçbir fark yoktur. İşin bu yanı ayrı olarak ele alınmaya değer bir konudur.

Buraya koyduğu yazıdan açıkça görüleceği gibi, ne yazık ki Süvari Devrim arkadaş da, pek çok benzeri gibi bu köhnemiş mantığın kurbanı durumundadır. Buna rağmen, kurbanı olduğu bu köhnemiş mantığı bize karşı kullanarak, bizi kendi deyimiyle “Referandumda HAYIR!” diyen “MHP, Ülküdaş Tayfa, Ulusalcılar, Ergenekoncu kesimler” arasına sokuyor. Neden? Burada gerçekleri belirtirken biraz acı konuşacağız. Evet bizim, “Referandumda HAYIR” diyen klâsik Burjuva ve Küçükburjuva politikacılarıyla hiçbir ortak yanımız olmadığı halde, neden böyle bir işe kalkışılıyor? Çünkü biz, sırf kendileri gibi “Referandumda EVET!” diyen YERLİ-YABANCI FİNANS-KAPİTAL güdümünde seferber edilen Hükümet Hacıağaları ve “Taraf” benzeri “Liboşlar” tayfasının kuyruğuna takılmadığımız için, bu işi yapıyor. Sosyalist Tartışma adabına ve kurallarına uyarak bizi ikna etmeye çalışacağına, ister istemez “mantığı” gereği, hemen “saldırgan bir tavır” ile bize kendi “özrünü” yakıştırarak “kabahatini” hafifletmeye ve “meşru” göstermeye çalışıyor.

2-“Sosyal Sınıflar” Pusulası
Bizim her olaya, her şeyden önce “SOSYAL SINIFLAR” gerçekliği açısından bakmak, her zaman baş prensibimizdir. “Sosyal Sınıflar” prensibine göre bu olayın da aslı üzerinde kısaca durmak gerekiyor.

Uzun süredir Yerli-Yabancı Parababaları tarafından istenen “bugünkü Anayasa değişikliği”, tıpkı ekonomik talana yola açan “Özelleştirme” yahut “Maden Kanunları” gibi Meclis içi oyunlarla “kanunlaştırılamadığı” için zoraki olarak başvurulan “Referandum” aracıyla güya “Halka götürülen” bir mesele haline getirildi.

Fakat bu mesele esasında, baştan beri hem İŞÇİ SINIFI çıkarları bakımından, hem bütünüyle HALKIN çıkarları bakımından, doğrudan doğruya hiçbir yararı olmayan bir ÖZ taşıyor. İşin en trajikomik yanı, toptan halk ve ülke düşmanı olan bu ÖZÜN, 7 bin yıllık “Şark Kurnazlığı” ile (Seçimlerde oy için halka dağıtılan “erzak paketleri” benzeri) her kesime “SADAKA” gibi bol keseden verilmiş gözüken sözde “ÖZGÜRLÜK” yahut “HAK” dedikleri “Mavi boncuklar” arasında gizlenip yutturulmaya kalkışılmasıdır. Çünkü Parababaları çok iyi biliyor ki, sosyal doğaları gereği hem “kişilikli ve yaratıcı düşünce ve davranış geliştirme”, hem de pratik mücadele ve cesaret fukarası olan Küçükburjuva Kapıkulu aydın zümrelerin pek çoğu bol keseden dağıtılan bu “sadakalara” dört elle sarılacaklardır.

Şimdiki “Anayasa Değişikliği” ile ESAS yapılmak istene şey, tek sözcükle: ülkenin ULUSLARARASI FİNANS-KAPİTALİZME tamamen peşkeş çekilmesini AKSATAN ve Türkiye’de hâkim Kapitalist sömürü ve baskı düzenini sık sık yokuşa süren kimi ENGELLERİ ORTADAN KALDIRMAK operasyonudur.

Meclis’te uğranılan başarısızlıktan sonra, yokuşa sürülmüş bu operasyonun gerçekleşmesi için, artık şimdi bütün HALK yığınları “OY DAVARI” gibi kullanılmaya çalışıyor. “Anayasa Değişiklik Paketi” denen şeyin “Referandum” günü Halktan ve genellikle de Burjuva özentili Küçükburjuva yığınlarından toplanan oylar yoluyla geçmesini sağlamak için, bu paketin içine, “Balın olsun Sinek Bağdat’tan gelir” hesabı, kimilerini kolayca sarhoş edecek “göstermelik” birkaç “DEMOKRATİK” denen “ESRARLI madde” eklenmesi kimseyi aldatmasın. Yani bütün “SEÇİM” dönemlerinde olduğu gibi bugün de bir “CİCİ DEMOKRASİ” festivaliyle yahut “politik sirk” oyunlarıyla karşı karşıyayız.

3-Oltadaki solucanlar
Önümüzdeki Referandumda, birtakım kesimlerin “sinekler” gibi “EVET” taraftarı olarak sandığa üşüşmesini sağlamak için eklenen “bal” bulaşığı bu solucan “Madde”lerden en ilginci, zaten 30 yıl sonra “kadük” veya “kadavra” haline gelmiş olan; ABD Devletlûlarının “BİZİM ÇOCUKLAR” dediği 12 Eylül Sömürge Faşizminin maşası birkaç “fosil generalin” de artık “yargılanabilir” olmasını öngördüğü söylenen maddedir. Çocuk mu kandırmak istiyorlar? Artık bu tür “Sirk” oyunları çocukların bile ilgisini çekmiyor. Hele, daha 1993’de Sivas’ta insanları diri diri yakanların, “yargılanması” şöyle dursun, aralarından en satılmış “akıl hocalarının” CİA tezgâhlarında yıkanıp-yağlanarak iktidar koltuğuna oturtulduğu bir ülkede, şimdi “Anayasa’ya sokulacak” bir “madde” ile 12 Eylül’de AMERİKAN CUNTASI için kullanılan “Fosil generalleri yargılama” işinin başlayacağı iddiasına, “samimi” olarak ancak devekuşu mantığına gömülmüş birkaç “kuş beyinli” Kapıkulu inanabilir.

Bugüne kadar Adliye Arşivlerini dolduran yıllardır birikmiş onbinlerce “Dava Dosyası”, bu ülkede “ADALETİN PENÇESİ” kimin için ve kime karşı işler, çok iyi göstermektedir. Her türden “suçluların” yalnız “iktidar koltuklarına” oturtulmakla kalınmadığı, “DEVLET ADAMI” olarak ünlendirilen bu zatların bizzat her fırsatta pekiştirilen “ZAMAN AŞIMI” ve “DOKUNULMAZLIK KANUNLARI” ile zırhlandığı ve her haltı yemeleri için cesaretlendirildiği bir ülkede, şimdi aynı oyun tekrarlanıyor. Üstelik “1980 12 Eylül Anayasası”nda ucubeye çevrilmiş YARGI alanına sokulan ince değişiklikler ile o “suçlular”, şimdi “yeni” diye yutturulmaya çalışılan “2010 12 Eylül Anayasası” ile bir de bütün “Mahkemelere” imtiyazlı “KADI” yapılmak isteniyor.

Bu durumda halkın “EVET” oyu vermesi için işgüzarlığa kalkışanlar, ne kadar “iyiniyetli” olurlarsa olsunlar, hem Türkiye halkını hem kendilerini bugünkünden daha korkunç bir çıkmaz içine düşüreceklerdir. Anadolu halkı yüzlerce yıldır kan kusa kusa çıkmayı denediği bu çıkmazı, kendi hayat felsefesi ile bir özdeyiş halinde ölümsüzleştirmiştir: “Ananı belleyen kim? KADI. Kime şikâyet edeceksin KADIYA…”

Halkımıza hâlâ “ölümlerden ölüm beğendirmek” yahut halkımızın “kırk katır” yerine “Kırk satıra” mahkûm edilmesini sağlamak SOSYALİSTLERİN işi midir?

Yorum yazın

Security Code:

Dergimize abone olun
Tepki ve Değişim Dergisine üye ol!

Bildirilerimiz

Eski Sayılar

Facebook
Arama
Üye bölümü
E-mail

Posta Hizmetine Giriş

Bu hizmeti sadece dergi yazarları ve ya sorumluları kullanabilir. Hizmeti kullanmak için lütfen adres ve şifrenizi sorumludan isteyiniz.

Haber ağı bölümü

Haber ağına giriş

Bu hizmeti sadece dergi yazarları ve ya sorumluları kullanabilir. Siteye üye olmanız halinde üyeliğinizin onaylanması gerekmektedir.

NetworkedBlogs