Böyle sıralama olmaz Oral Çalışlar – Ahmet Nesin
Kimi kişilerin kimi konuları çok iyi bilmelerine karşın yanlış yazmalarını anlayamıyorum. Bildiklerinden emin olduğum için de bunu bilerek yaptıklarını düşünüyorum. Radikal Gazetesi yazarı Oral Çalışlar bugünkü yazısında sıralama konusunda bir kavram kargaşası yaratmış, yan yana sıralanmayacak grupları beraber sıralamış. Oral yazısının başında “Türkiye’nin mağdurlarının başında Kürtler gelir. Onları Aleviler, dindarlar, gayrimüslim azınlıklar, emekçiler, vb… izler. Kürtler ve dindarlar bu toplumun en büyük nüfusa sahip olan iki mağdur grubu olarak değerlendirilebilirler.” diye belirtmiş.
İlk okunduğunda itiraz edilecek bişey yokmuş gibi gözüküyor ama sayılan her grup hemen hemen birbirinden bağımsız ayrı gruplar ve daha da önemlisi ayrı kategorilere giriyorlar… Kürtler bir halk topluluğu, Aleviler nereden bakarsanız bakın dini bir grup, emekçiler bu ülkenin çalışan işçileri –yani içlerinde hepsini barındırabilir- gayrimüslim azınlıklar ve dindarlar diye devam etmiş. Bu sıralamada dindarlarla, Alevileri ve gayrimüslim azınlıkları aynı kategoriye koyabilirsiniz yada ırkçılık üzerinden bakarak Kürtlerle gayrimüslim azınlıkları da aynı kategoriye koyabilirsiniz ama hiçbiriyle aynı kategoriye ve sıralamaya koyamayacağınız kesim işçi sınıfıdır.
Bu sıralamaya baktığınızda bir hükümetin çözüm getirme konusunda işçi sınıfı sorunu en sondaymış ve en önemsiziymiş gibi bir anlam çıkıyor. Kürt sorunu Türkiye’nin en önemli sorunu demek önce onu çözelim demektir ki sanırım yanlış da burada… İki nedenden dolayı yanlış, demokrasilerde çareler teker teker hallolmaz, hem de işçi sınıfının sorunu çözülmeden, daha doğrusu işçi sınıfı iktidara gelmeden yukarıdaki sorunların hiçbiri çözülmez. Yani tam anlamıyla sosyalist bir iktidar gelmeden kimilerinin çok önemsedikleri Ergenekon davası gibi davaların çok fazla önemi yoktur. Çünkü defalarca yazdığım gibi Ergenekon yada derin devlet olayıyla bütün burjuva partileri içiçe geçmiştir. Bu partiler de kendilerini yargılamayacaklarına göre bu işin üzerine ancak sosyalist bir iktidar gidebilir, gerisi sadece bugün oynanan kandırmacadan ibarettir…
Oral’ın bana göre ikinci yanlışı dindarların mağduriyeti üzerine yazması. Hangi dönemden itibaren almak gerekiyor bilmiyorum ama nasıl bir mağduriyetse bu şu an iktidardalar. Adnan Menderes’in Demokrat Partili dönemine bakarsak iktidardaydılar, sonrasında Bülent Ecevit – Necmettin Erbakan koalisyonunda iktidardaydılar. Süleyman Demirel’le kurulan iki Milliyetçi Cephe koalisyonu iktidardaydılar, Tansu Çiller’le koalisyon iktidardaydılar, bu gerçekten nasıl bir mağduriyet.
O kadar mağdurdular ki Kenan Evren 12 Eylül faşizminde her mitingde bir ayet okuyordu ve o dönemin partisi MSP kapatıldı ama bu adamlar beraat ettiler… O kadar mağdurdular ki Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesi yıllarca dört bakanlıktan daha fazlaydı… Laik olduğu söylenen bir ülkede din başbakanlığa bağlı olursa o ülkede mağduriyet olur mu yada nasıl laik olunur!..
Dindarların mağduriyetinden bahsedilen kapatılan partilerse burada bir sözcük oyunu yapılıyor çünkü dindarların partisi kapatılmadı bugüne değin, dincilerin partisi kapatıldı. Bu iki sözcük birbirinden o kadar farklı ki, bunun ayrımını bilerek yapmıyorlar Oral Çalışlar ve onun gibi düşünenler. Aynı ekip televizyon tartışmalarında türban yerine bilerek başörtüsü diyor çünkü onların ve başörtüsünden bugüne değin rahatsız olmayanların da sempatisini kazanmaya çalışıyorlar.
Eğer mantık Oral Çalışlar’ın yazdığı gibi işlese yani Müslümanlar mağdur edilse Türkiye’de nerdeyse açık parti ve sivil toplum örgütü kalmaz, alayı kapanır. Şunu unutmamak gerekir ki son yıllarda laiklik tartışması ateistlerle dindarlar arasında yapılmıyor, dindarlarla dinciler arasında gelişiyor. Birbirine çok yakınmış gibi duran sözcükleri değişik şekilde kullanmak sadece geçici bir cinliktir… Bu da şimdilik onlara yakışıyor…
Ahmet Nesin
Erdal Aksungur
Oya Aktaş
Ayten Bayram
Sibel Karazeybek



