Senin rütben neydi Gülay Göktürk! – Ahmet Nesin
Bizlerde hafıza kaybı var, bunun çeşitli nedenleri olabilir, “Aaaaaaaaaa öyle miydi, doğru ya anımsadım bak şimdi…” gibi teraneler hemen hemen hergün duyduğumuz teranelerdir… PKK’ye karşı yeniden profesyonel ordu tartışması başladı ya, eskisiyle yenisiyle bunları yeniden tartışıyoruz, tartışırken de Bugün Gazetesi yazarı Gülay Göktürk gibi işimize gelmeyen kimi şeyleri unutuyoruz. Unutuyoruz çünkü bunları halka unutturmak gerekiyor, halk da unutursa AKP’nin yapmak istediklerini kabul ettirebiliriz…
Sonradan görme para babalarının ne kadar sakil durduklarını hepimiz biliriz ama bu sonradan olma sağcılık daha da beter bişey, ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar inandırıcı gelmiyor ama onlar inandırıcı olmak için kraldan çok kralcı oluyorlar ve iki ay önce savunduklarının aksine görüşleri savunabiliyorlar… Böylece iki ay önce savunduklarının da palavra olduğu ortaya çıkıyor…
Göktürk dünkü yazısında tam bir hafıza kaybı yaşamış, “Yıllardır terörle mücadelede eğitimsiz ve tecrübesiz askerlerin kullanılmasının bu çocukları bile bile ölüme göndermek olduğunu söyleyip eleştiren biziz. Bu duruma çare olarak “profesyonel birlikler“ oluşturulacak dendiğinde tüyleri diken diken olan da bizler…” diyor yazısının bir bölümünde. Aklımda yanlış kalmadıysa, ben de hafıza kaybına uğramadıysam Gülay Göktürk “Kürt açılımı” olayının sıkı destekçilerinden biriydi, peki şimdi neyi savunuyor anlamak zor. Geçen yazımda yazdığım gibi profesyonel ordu daha profesyonel cinayet işleme kuruludur ve bu parayla yapılan bir iştir. Yani Kürt sorununda barışı avaz avaz destekleyen Gülay Göktürk nasıl oluyor da anidenbire Profesyonel ordunun doğruluğunu yazıyor, bence bunun tek açıklaması Alzmayır olabilir diye düşünüyorum. Alzmayır bunlara toplu sirayet etti zaten, şeriatçı partiyi destekleyen solumsu, sorosyalist, ateistler grubu, adres şaşırdılar…
Yazının başında “Ne var ki, “bize özgü şartlar“ nedeniyle, bu özel birlik kurma meselesi de çok geniş bir kesimde ciddi kaygılar yaratıyor. Zira özel birlik deyince hemen herkesin aklına 1990′larda Özel Kuvvetler’in, JİTEM’in vukuatları geliyor. Yasa tanımaz, kural tanımaz bir silahlı gücün Güneydoğu’da estirdiği dehşet, faili meçhuller, eroin ilişkileri ve sonuçta kontrol edilemeyen bir suç örgütü haline dönüşmesi hatırlanıyor hemen. Bize özgü şart dediğim şey, bizim ordumuzun tamamıyla denetim dışı oluşu… Bizim ordumuzda parlamento denetimi yoktur, toplumsal denetim yoktur, eleştiri yoktur, muhasebe yoktur. İşte “özel kuvvet“ lafının gündeme gelmesiyle birlikte paniklememize sebep olan şey bu gelenektir. Sonuç olarak: Eğer terörle mücadele için böyle profesyonel birliklere ihtiyaç duyuyorsak -ki duyuyoruz- ama öte yandan bunların yozlaşmasından ve suç örgütüne dönüşmesinden endişe ediyorsak -ki ediyoruz- önümüzde iki şık var: Ya ordunun bu kötü geleneklerini değiştireceğiz; sivil denetime açık, hesap veren, halka yalan söylemeyen, yasalara saygılı bir ordu yaratacağız ya da bu özel birlikleri ordu bünyesinde değil emniyet kuvvetleri bünyesinde kuracağız.” diye yazmış Göktürk…
Sanırım “Zurnanın son deliği” yada “Zurnanın zırt dediği” dediği yer burası olsa gerek. Kadınların yaşı sorulur yada sorulmaz diye bir kaygım yok Göktürk ama en azından sen 68’li olduğundan rahatım, Kanlı Pazar olaylarını anımsıyorsun sanırım, derin devlet vardı ama uygulayanlar sarıklılardı. Sana bir sürü olay sıralayabilirim ama sadece “Susurluk” desem hafızan yerine gelir mi acaba. Susurluk bağlantılı sivillerin adı sana bişeyler söylüyor mu, Susurlukta Jitem olarak adı geçen general Küçük içerde de Mehmet Ağar nerede? Bakanlık yapmış ve parti başkanı olmuş Ağar’ı biyerlerden anımsıyor olmalısın, Çatlı, Çakıcı isimlerini de bilmen gerekir. Tansu Çiller vardı, sen ergenlik yaşını geçmiştin o başbakan yardımcısıyken, Meral Akşener, önceki Ohal Valileri, Bucak aşiretinin değerli ağa milletvekili. Bu isimler “Jitem” ve “Özel Kuvvet” dışında mı hareket ediyorlardı. Abdullah Gül bakandı o dönemler.
Bak Göktürk sana internetten kısa bir haber ileteyim: “1 Eylül 1993 tarihli Sabah Gazetesi’nde yer alan bir haberde İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu’nun Olağanüstü Hal Bölge Valiliği hesaplarından 2 milyar lirayı (yaklaşık 250.000 dolar) kendi adına açılan hesaplara geçirdiğini ileri sürüldü. Kozakçıoğlu bu iddia karşısında söz konusu parayı dönemin İçişleri Bakanı Mustafa Kalemli’nin onayı ile 12 Ağustos 1991’de kendi hesabına aktardığını ve 18 Ocak 1993’de Bölge Valiliği’nin talebi üzerine geri gönderdiğini ileri sürdü. Ancak Kalemli bu olaydan haberi olmadığını açıkladı. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller, Kozakçıoğlu’nu istifaya davet ederken, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel “Paralar örtülü ödenekten teröre karşı mücadele için verilmiştir. Ancak ne için harcandığı açıklanırsa devlet sıkıntıya düşer” dedi.”
Bu sana bişey ifade etimi bilemem, umarım bu yazıyı alzmayırsız halinle okursun, Kozakçıoğlu boyalı saçlarıyla iki dönem de milletvekilliği yaptı, meşhur Ergenekonunuzda ismine yada ifadesine rastlamadım ben. Ağar’ın da, Çiller’in de, Bucak’ın da yok ifadeleri, derin devlet yargılanıyor değil mi Göktürk! Profesyonel orduyu polis kursun değil mi, hazır polisin tamamına yakını Ülkücü, Milli Görüşçü ve Fethullahçı olmuşken.
Bir doktor arkadaşıma sordum, yalakalıkla alzmayırın bağlantısı yokmuş ama sonradan olma sağcılardan her şey beklenirmiş. Bu Kürt sorununu biraz da Kürt öldürmeden düşünüp yazsan belki tedavi olursun… Bütün JİTEM ve derin devlet rütbeliydi değil mi Göktürk, peki senin sivil darbedeki rütben neydi?
Ahmet Nesin
Erdal Aksungur
Oya Aktaş
Ayten Bayram
Sibel Karazeybek



