PostHeaderIcon Farklı olmak bir günah değildir! – Ayten Bayram

Danimarkalı ünlü şair Henrik Nordbrandt – yıllardır Türkiye’de yaşamakta- ‘Yıl onaltı ay’ der bir şiirinde ve ‘ …eylül, ekim, kasım, kasım, kasım, kasım’ diye sürdürür dizelerini. Kasım ayı özel bir ay. Kasım ayı karanlık bir ay. Kasım intiharların en yüksek olduğu bir ay. Onca beyaz gecelerden sonra birdenbire çöken karanlık tek nedeni değil tabii ki intiharların. Kimileri adrenali düşük, soğuk insanlar olarak yorumlarken kuzeylileri, kuzeye – belki kasaba, köy kültürüne- özgü özellikleri kaleme alan Aksel Sandemose ve onun bilince çıkardığı bu oldukça etkin sözsüz yasalar; karanlık, kederli havalardan daha çok çökmekte insanların üzerine. İnsanın insan olduğunu, biricik olduğunu hiçe sayan bu sözsüz yasalara ‘Jante Yasaları’ (Kasaba kültürü) deniyor.

Aksel Sandemose, 1933’de yazdığı ‘ En flygtning Krysser sitt Spor’isimli romanında, Jante ismini verdiği, Nyköbing Mors isimli tutucu, dar görüşlü insanlarıyla, kendi yaşadığı kasabanın sosyal ve ahlaki değerlerini yazmıştır. Sosyalizme sempati duymasına rağmen hiçbir politik partiye girmeyen Sandemose’nun romanlarına Freud esin kaynağı olmuş, insan ve psikolojisi hep merkezde olmuştur. Romanında 1915’e kadarki dönemi sosyal drama olarak anlatan Sandemose için bu dönem; herkesin birbirini içten içe yediği, aşağıladığı, oyduğu, arkasından kuyusunu kazdığı ruhsal bir işkencedir adeta. Kültür entelektüelliğinin temsilcisi olan Sandemose; sahte davranışları, erkin kötüye kullanılmasını, ikiyüzlülüğü, çifte standardı, önyargıları, seksüel tabuları ve kilisenin bağnazlığını eleştirdiği için saldırılara hedef olur.

On maddelik Jante Yasaları, kuşkusuz kuzeye özgü yasalar değil! Bireyi tanımayan, kendini korumak için kendinden farklı olanlara ‘parmak sallayan’ bu zihniyet, bütün kasabalarda, göçle birlikte kentlerde de var. ‘Kimse bize gülemez, yoksa başına belayı alır!’deyişiyle tehdit edici, ‘Kimse beni sevmiyor, yaşamak için bir neden yok’ deyişiyle yıkıcı, ‘Kendini bir şey sanma, sen bir şey değilsin!’le’ kendine güveni yok edici, ‘ Bizimle denk misin?’ ile aşağılık kompleksi içerici, ‘Bizden akıllı olduğunu sanma!’ ile bilgeliği küçümseyici- aşağılayıcı, ‘Bir şeye yaradığını sanma!’ile herkesin bir şeye yaradığını inkâr edici, yani kısaca bu sözsüz yasalar; sürüden biri olacaksın der. Kolektif, tek yanlı bir kültürle baskı kurar tek tek bireylerin üzerinde, alay eder, düşmanlık yaratır. Bilgelik aşağılanır. O yüzden buralarda akademik kariyerle övünmek, biliyorum diye ortaya çıkmak pek olası değildir. Bireysel inisiyatifi de öldürdüğü için seçimlerde bile bağımsız adaylara rastlamak çok nadirdir. Pop star yarışmaları veya zeki çocukların özel eğitimi gibi kurumlar, yeni bir işletme kurma girişimleri oldukça yenidir. Herkes kurbandır, çünkü herkesin herkese verdiği bir savaştır. Hem alıcı, hem de verici olunan aktif ve pasif fonksiyonu vardır. O yüzden ironi yaptıklarıyla çok övünen Danimarkalılar kimi kez bilinçli ya da bilinçsiz Jante yasalarını harekete geçirmektedirler. İğneli, diplomatik laflarla bireyin girişimciliği engellenir, küçümsenir, hata aranır, kişi sürekli izlenir, kontrol altında tutulur.

Bu yasaların; herkesin yasalar önünde eşit ve aynı haklara sahip olduğu günümüz kuzeyi ile çok çelişkili olduğunu söylemeye gerek yok. Danimarka’da eğitim düzeyinin yüksekliğine rağmen, Jante yasaları sayesinde başarıyı, başarılıları küçümseyen anti-entelektüel bir kültür var. Son 5-10 yıldır Danimarka’da, girişimciliği engelleyen, yaratıcılığı öldüren Jante Yasaları’na karşı; eğitim örgütlenmesinden, girişimciliği destekleyen ödüller verilmesine kadar önlemlerle tepkiler gösteriliyor. Geliştirilen karşı sözsüz yasalarla; ‘sen biriciksin, ölçülemeyecek kadar değerlisin, çok özelsin, yaptığın övünülecek şeyin, başkalarına verecek çok şeyin var, bir işe yarıyorsun, başkalarını anlama ve onlardan bir şeyler öğrenme yetenegin, senden memnun olanlar var’ gibi her bir insanın farklılıklarına rağmen bir değeri olduğu vurgulanıyor. Bu arada köklü eğitimleri olmadan cesurca işletmeler açan göçmenlerin de Jante Yasalarının çiğnenmesindeki katkılarını unutmamak gerekiyor.

Bu yasaları ister istemez çok bildik bulacaksınız. Hepimiz bu yasalarla köyde, kasabada, kentler de karşılaşıyoruz. Altında derin bir kıskançlığın, çekememezliğin yattığı, farklılıkların bir zenginlik olduğunu kabul etmeyen, hazmedemeyen bu yasalar; önyargılar ve dirençleri yenmek yerine, her bir kültürün varlığını ve kendini yaşatma olanaklarını gözardı eder. Baskı altındaki kolektiflik insancıl değerleri yok eder, bireyin kimliğini tanımaz, insanın kendine güvenini ve sadece insanın neleri yapabileceğinin sınırlarını fantezinin koyabildiği inancı zedeler. Kolektifin kendisi de hiç özgür olamaz. İşte, biraz da bundandır ki İskandinav ülkelerinde modern toplumun jante etkileri, birazcık ta iklimin katkılarıyla bu kendine inançsızlık intiharların nedenidir.

Danimarkalı filozof Sören Kirkegaard: ‘Farklı olmak bir günah değildir’ der. Jante Yasalarının aksine ‘bilgi erktir’ diyen modern toplumun dinamikleri; bireyin merkezde olduğu, göçmenleriyle birlikte çok kültürlülüğün bir günah değil, zenginlik olduğu bilinciyle her türlü önyargı ve direnci yenme, yılı on iki ay haline getirme çabasında! Globalisering kendi başına Jante yasalarını kırıyor. Çünkü gençler dışarıdaki dünyayı keşfediyor, kendine güvenli yaşıtlarından etkileniyor.

Yorum yazın

Security Code:

Dergimize abone olun
Tepki ve Değişim Dergisine üye ol!

Bildirilerimiz

Eski Sayılar

Facebook
Arama
Üye bölümü
E-mail

Posta Hizmetine Giriş

Bu hizmeti sadece dergi yazarları ve ya sorumluları kullanabilir. Hizmeti kullanmak için lütfen adres ve şifrenizi sorumludan isteyiniz.

Haber ağı bölümü

Haber ağına giriş

Bu hizmeti sadece dergi yazarları ve ya sorumluları kullanabilir. Siteye üye olmanız halinde üyeliğinizin onaylanması gerekmektedir.

NetworkedBlogs