Neden biz?
Tepki ve Değişim Dergisi nedir? Neden vardır?
İnsanların ezilmeye başlaması, sömürünün ortaya çıkışı, aslında insanlık tarihinden biraz daha kısa bir tarihe sahiptir. Önümüzde yapraklar ile dolaştığımız çağda kurulan ekonomik etkileşimler, sömürüyü reddetmekteydi. Kısacası biz insanlar, sömürüyü reddeden bir başlangıç ile tarihte yer alsak da, sonrasındaki dönemlerde sömürü daha çok gelişecek ve bize sömürü tarihinde kanlı sayfaları sunacaktı.
Sömürüye karşı mücadele de, yine insanlık tarihinden biraz daha kısa bir tarihe sahip olsa da, onun teşhirinin ve adının konulmasının, insanlık tarihine göre ömrü çok uzun değil. 19. yüzyıl başlarında adı konulan sosyalizm, daha o zamanlar bile sömürü hakkında bir öneri sunmamaktaydı. “Ekonominin geniş toplum kitleleri tarafından yönetilmesi” anlamına gelen sosyalizm, önce Karl Marx tarafından sıçramaya uğrayacak, daha sonra Paris Komünü ve Ekim Devrimi ile birlikte işçi sınıfının iktidarının nasıl bu sömürü sistemini kıracağını gösterecekti.
Günümüzde, bireysel mülkiyeti reddedemeyen, bunun reddedilmesi için çaba göstermeyen ya da yanlış yöntemler uygulayanlar nedeniyle, sömürü sistemini reddettiğini açıklayan ülke sayısı bir elin parmaklarını geçmemekte. Bunun yanında, tepkisizlik gün geçtikçe artmakta. Değişim geriye doğru yapılmaktadır.
İşte bu sömürüye karşı, ülkemizde de yapılmayan tepki, bizim ilk ihtiyacımız oldu. Tepki göstermeyen insanlar, sadece sömüren ve hayatından memnun olanların elini güçlendirmekte. Yanlış da olsa gösterilecek en ufak bir hareket, bir kıvılcım, aslında değişimin ve sorgulamanın da tetikçisi olacak. Sonuç olan değişim ise, bizim ileriye doğru gitmemizi, daha çok sorgulamamızı ve bir gün sömürünün nasıl olduğunu, aslında hayatın ne ile mücadele etmek gerektiğini ortaya koyacağını ortaya çıkaracaktı.
Adımız böylece Tepki ve Değişim oldu. Sömürüyü reddeden, bireysel mülkiyeti reddeden, baskılara hayır diyenlerin toplumcu yaşam rehberi olmak için yola çıktık. Diğer bir anlam ile, solun ne olduğunu, sol siyasetin aslında yaşamın kendisini düzene sokmak olduğunu, devrimin kaçınılmaz bir yol olduğunu anlatmak için, çok farklı adları, çok farklı yolları benimseyen insanları bir araya getirdik.
Tepki ve Değişim Dergisi, yazı tecrübesi fazla olmayan, ancak ülke sorunları ile ilgili ve bir şeyler yapmak isteyen her genç insanı bünyesine kabul eden bir yapıdır. Oy verdiği parti, sahip çıktığı gelenek, yer aldığı örgüt ne olursa olsun, sadece doğruyu gösterecek şekilde ve her zaman ezilenden yana olacak şekilde sesini duyurmak isteyen herkese yer vermek, en başlıca yayın politikamızdır. Çünkü akılcı düşünüşü sağlamak, tarafsız olarak sorunların dile getirilmesini sağlamak ve yayını okuyabilmekteki isteğinizi arttırabilmek, bu yollardan geçiyor diye düşündük. Diğer taraftan, yazarlarımızın mücadele isteği ile yazdığı bir takım yanlı yazılar olabilir, bunu da zamanla geçecek bir hastalığımız olarak kabul etmenizi diliyoruz.
Dergimiz, insanlara yol sunan, şikâyet etmeyen, sorunu değil çözümü konuşan ve genç politikacı adaylarına sisteme uyup sinmeleri yerine, mücadeleci duruşu ile cesaret vermeye çalışan bir yayındır. Kullandığı dile dikkat eder, kelimeleri özenle seçer. Ancak tecrübesiz arkadaşlarımız tarafından yapıldığı için dilimiz arada sürçebilir, affedin.
Tabii ki bazı arkadaşlarımız soracaklardır, “sermayenin mi, polisin mi, ulusalcıların mı, darbecilerin mi, revizyonistlerin mi yoksa dinsizlerin mi dergisisiniz” diye. O zaman hemen söyleyelim. Biz sadece kendini solcu olarak gören ve bütün insanlığın sömürüsüz yaşama sahip olması gerektiğini varsayan insanların dergisiyiz. Saf ve temiz duygularla, inandığımız yola baş koyuyoruz. Bizim bir vücut olabilmemize, zıt fikirlerin yan yana durabilmesinde, en büyük formülümüz de hoşgörü ve asıl amacı sürekli olarak hatırlamaktır. En önemlisi, hepimizin insan olduğunu hatırlamak… Çünkü takip ettiğimiz ideolojik düzlem bizi kör etse de, biz gözü açık olarak yoluna devam etmek insanlardan oluşmaktayız ve birinci amacımız, insanlığın yaşayabileceği en güzel yaşam biçimini Dünya’ya hâkim kılmaktır. Tepki ve Değişim Dergisi, bu amaçla, Deniz Gezmiş, Uğur Mumcu, Aziz Nesin, Mahir Çayan ve Nazım Hikmet gibi ülkemizin önemli önderlerini ve aydınlarını kendine örnek alan, sosyalizmi kabul eden bir geleneği benimseyenlerin ağırlıklı olduğu, demokratik bir yapı olmak iddiası ile farklı görüşteki insanları da bünyesine kabul edebilen ve solu tartıştırma amacı taşıyan, HER TÜRLÜ HAREKETTEN maddi anlamda bağımsız, manevi anlamda hepsini içinde barındıran bir yapıdadır.
Dergimizin ilkeleri
TOPLUMCULUK (SOSYALİZM)
Dergimiz, üretim araçlarının ve bütün yönetimlerin, Dünya üzerinde en çok ezilmekte olan tabaka olarak tanımlanan işçi sınıfı ve ezilen insanlar tarafından yönetilmesini, yani sosyalizmi savunur. Sosyalizmi savunmasının nedeni, kapitalizmin yarattığı gizli soygun sisteminin, insanlardaki bütün mutsuzluklara, çatışmalara, ayrılıklara yol açması ve bunları önleyebilecek en iyi sistem olmasıdır. Proleter sosyalizm ile sosyalist demokrasi (günümüzde bilinen adı ile sosyal demokrasi ) arasında oluşan farklarda, yine sosyalizmin sosyalist demokrasiden daha ağır bastığını kabul eder. Sosyalist demokrasi, insanların emekçi mücadelesi ile zamanla alınan hakların, kapitalizm tarafından karşı çıkılamaz bir şekle bürünmesi ile oluşmuş bir karma ekonomik – kapitalist sistemdir. Sosyalist demokrasi, emekçilerin, kapitalizmin oluşturduğu tekeller ve saptırmaya yönelik propagandaları nedeniyle, her ne kadar bilinçlerine uygun düşmese de, sistem içinde sığındıkları bir sığınak olarak tanımlanmalıdır. Onları bu sığınaktan çıkartıp, gerçek bir mücadeleye ve gerçek yaşanabilir Dünya’ya ulaştırmak, yine sosyalistlerin görevidir. Sosyalizmi bir reddediş ve muhalefet aracı olarak değil, yaşamın daha huzurlu bir yola girmesinin yolu olarak kabul eder, proleteryanın iktidarını hedefler. Bu yüzden sosyalizmi doğru bir biçimde anlamak, doğru noktalara vurgu yapmak, emek politikalarını güçlendirmek gerektiğine inanırız.
BÜTÜNLÜK (Bir arada yaşamak)
Dergimiz, Dünya’daki tüm insanların birbirinden farkı olmadığını düşünür ve aralarındaki sınırların kalkmasından yana olduğunu belirtir. Ancak yıllar boyu süren kültür, dil, örf ve adet farklılıklarının, insanlar arasındaki farklı yaşam biçimleri oluşturduğunu, bunların ise arada “psikolojik” sınırlar koyduğunu kabul eder. Bu farkların, bireyci düşünceler gibi bu bilinci ayaklar altına almak ile değil, karşılıklı hoşgörü, birlikte yaşama sevgisi ve anti-emperyalist bir bilinç ile kaynaşarak, insanların aradaki sınırları kaldıracağını düşünür. Bütünlüğü, tekçi bir anlayış ve belli bir merkezden yönetilme olarak değil, farklılıkların birbiri ile uyum içinde yaşaması olarak algılar.
Bütünlük konusunda bir örnek de, ülkemizde yıllar boyunca yaşanan çatışmayı örnek verebiliriz. Bildiğimiz gibi, ülkemizde ciddi bir şekilde yaşanmakta olan bir sorunumuz var. Buna göre, ülkemizde yaşamakta olan bir çok milletten biri olan Kürt milleti, ülkemizdeki yöneticilerin dar kalmış anlayışı dolayısı ile reddedilmiş ve baskı altında tutulmuştur. Bu yüzden Kürt milletine mensup olduğunu söyleyen bir çok insan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ayrı bir ülke kurmak istediklerini belirtmiştir ve bunu ulusaların kendi kaderini tayin hakkına dayandırmıştır. Bize göre, Türk ve Kürt milleti, birbirileri ile 1000 yıl boyunca yaşamış olan, birbirine karışmış, ayrılması olanaksız iki kardeş kavimdir. Kürt milletinin ayrı bir millet olduğu, ayrı bir dil konuştuğu, ayrı kültüre sahip olduğu, reddedilemez bir gerçektir. Ancak tarihsel bağ ve emperyalizme karşı verilen ortak mücadele nedeniyle, Kürtler kendi kaderini tayin edecek bir durumdan çok, Türkler ile karar almak durumuna taraftar olmalıdır. Buna rağmen, Kürt halkı kendisine yapılan haksızlıklara, baskılara ve zulümlere karşı hakkını arayabilir. Ancak bunu, dışarıdan emir alan, fırsatçı bir tavır takınan, kendisi dışındaki hiçbir milletin hakkını düşünmeyen ve bencilce davranan, 70000 insanın ölümüne taraf olan, “bize oy vermeyen Kürt değildir” gibi şovenist söylemlere sarılan, bir kısmı “biz barış istiyoruz” derken öbür kısmı “gerekirse daha çok kan dökeriz” diyerek çelişkiye düşen, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yapıp devrimci olduğunu ileri süren, “bizim faşizmimiz meşrudur” diyerek kendine mensup ezenlere daha çok ezme fırsatı veren bir anlayış yerine, geri kalan halkların da gözünü kırpmadan takip edebileceği, bütünlüğün önemini ve nedenini kavramış, kendi kendini yönetme yetisine sahip olan, halkların kardeşliğine gerçekten inanan, faşizmi ve ırkçılığı kesin bir dil ve eylem ile reddetmiş bir Türkiye hareketi, Kürtler ile Türkler arasındaki problemleri bitirecektir. Aynı şeyler, ırkçı ve sol ile alakası olmayan yapıları takip eden, Türk’ün Türk’den başka dostu yoktur diyen, gardorap Atatürkçülüğü yapan, Kürtleri ”kart kurt” anlayışı ile tanımlayan, en temel hak olan anadilini öğrenmeyi bile esirgeyen hareketler için de geçerlidir. Yaşanan bunca sıkıntıya rağmen, ülkemizin hala alttaki tabanlarda derin çatışmalara girmemiş olması, yıllarca yaşamanın verdiği birlik duygusundan ve beraber yaşama sevincinden kaynaklanmaktadır. Günümüzde, konu ile ilgili görüşmeler, daha sağduyulu bir ortamda ve sözün gücü ile yapılmaktadır. Kimi zaman Türklerin istemediği, kimi zaman Kürtlerin istemediği talepler, hala tartışılmaktadır. Ancak bir zaman gelecek ki, Türk ve Kürt çatışmasının, tıpkı Kaypakkaya’nın dediği gibi, emperyalistler tarafından kullanılan bir sistem çatışması olduğu görülecektir. Ve bütünlük ile birlikte, yine bu iki ezilen millet, kapitalizme karşı birlikte mücadele edecektir. Tepki ve Değişim Dergisi, birlikte mücadeleyi destekler ve pratikte de bunu gerçekleştirir.
Bunun yanı sıra, günümüzde tartışılan bir konu olan milliyetçilik hakkında da bir bakış getirmek şarttır. Milliyetçilik, günümüzde kendi milletini, başka milletlerden üstün görmek duygusu olarak gösterilmektedir. Bunun ülkemizi bir arada tutan bütünlük duygusu ile alakası bulunmadığı açıktır. Ülkemizin kuruluşu sırasında bizi bir arada tutan ve bu hareketin devamında takip edilen bütün tam bağımsızlıkçı hareketler, kendi ülkesini başka bir ülkeden üstün gören bir ulus anlayışı ile değil, birbiri ile yaşamaktan mutlu olan ve kendi kendine karar vermek isteyen bir toplumun mücadelesi olmuştur. Bunun yanı sıra, sosyalizmin desteklediği milli hareket anlayışı, kendi kendine karar verme ve ekonomik bağımsızlığı, kararları ele almak olarak değerlendirilebilir. Bu tür bir tanıma günümüzde milliyetçilik demek daha doğru olacaktır, ancak ırkçı bir yaklaşıma milliyetçilik demek, sorunun tahlilini zorlaştırıcı bir nitelik olarak görülmektedir. Bu tür kendini üstün tutan anlayışlar gerici hareketler olup, asla ve asla sol bir örgüt tarafından kabul edilmemelidir. Ancak ekonomik bağımsızlık ve kendi kararlarını verme iradesi, her sol yapı tarafından desteklenmelidir. Burada asıl olan, Dünya’yı bütün olmaya götürecek ilerici adımları atmaktır.
DEVRİMCİLİK
Tepki ve Değişim Dergisi, insanların yaşadığı bütün sorunların kapitalizm kaynaklı olduğunu savunduğu için, bu sistemin derinden bir değişime uğraması gerektiğini düşünmektedir. Bu değişimin yaşanması için izlenmesi gereken yol ise, kararlı, ne istediğini bilen, somuta dayalı düşünceleri ile var olan, bölgelerin olanaklarına uygun bir yapıda gerçekleştirilecek olan devrim ile olacaktır. Emekçi sınıfının, günümüzde yapılan en büyük soygunların sonucu olan kriz ile birlikte, sistemi sorguladığı açıktır. Bu yüzden devrimcilerin öncelikle bu bilinci daha sağlam ve daha somut bir şekilde emekçilere ve ezilenlere bu bilinci aşılaması, devrimci mücadeleden önce atılması gereken bir adımdır. Kendiliğindencilik kabul edilemez. Bu yüzden öncü ve tek bir proleter partisine ihtiyaç vardır. Ancak zafer, öncü partinin yalnız başına ani bir şekilde ele geçirdiği iktidarda değil, emekçilerin kazandığı bilinçle gelecek iktidarla olacaktır.
Bu yolda emekçilere kapitalizm içinde boş umutlar değil, kapitalizmin neden krizde olduğunu ve bunun yeniden olacağını anlatmak gerekir. Somut örnekler, suni tartışmalardan ve suni gündemlerden uzak söylemler, soygunu teşhir etmeyi ön plana çıkaran bir çizgi, Tepki ve Değişim Dergisi’nin başlıca dikkat ettiği konular olacaktır. Bunun ardından, Türkiye’de gelecekte yaşanacak durumlar ve bilincin sağlamlaşması, devrimci mücadelenin şiddetini belirleyecektir. Her ne olursa olsun, Tepki ve Değişim Dergisi, ülkesinin kapitalist tekeller tarafından işgal altında olduğunu kabul eder ve her türlü baskıyı ve dışarıdan yönetimi reddedeceğini belirtir, bunun için her türlü mücadeleyi yapacağını belirtir. Türkiye’nin yapacağı bu mücadele ile birlikte kazanacağı kendi kendine karar verebilen, sorunları bitmiş, eşitlikçi, özgür ve ilerici bir topluma kavuşacağı açıktır.
DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ
Tepki ve Değişim Dergisi, bir düşünce dergisidir. Kaynağını sorgulamaktan ve soru sormaktan alır. Dolayısıyla değişime ve sorgulamaya açık olmayan her türlü düşünce, yani muhafazakar düşünce, Tepki ve Değişim Dergisi tarafından kesin bir dil ile reddedilir. Tepki ve Değişim Dergisi, diyalektik materyalizmin getirdiği sürekli sorgulama ve ilericilik anlayışını benimsemiştir. Ancak diyalektik materyalizmin, bireysel inançları engelleme ve baskı altına alma gibi bir görevi olduğunu öne sürmez. Yani geçmiş tarihte, diyalektik materyalizmi benimseyen bazı yapıların uygulamalarını reddeder ( bkz. Sovyetler Birliği’nde dinin inancı olanların baskıya uğraması ). Çünkü bireysel inançlar, özellikle de din, ancak insanların kendi sorgulamaları ve sonucunda vardıkları cevaplar ile oluşur. Bu yüzden belli bir düşüncenin toplumsal olarak dayatılması desteklenmeyeceği gibi, insanların bireysel inançlarının zorla değiştirilmesi de desteklenemez. Bu konuda diyalektik materyalizmin önemli düşünürü olan Karl Marx’ın “Din bir afyondur.” Sözü, sürekli olarak referans alınır. Din, bir uyuşturucu olduğu gibi, aynı zamanda bir ilaçtır. Ancak bu sahte Dünya’ya ait bir ilaçtır. Önemli olan onun sahte bir Dünya’nın, insanları sömürmeye yönelik kuralların ve baskıların ilacı olmamasıdır. Bu yüzden, dinin ve ya başka bir inancın, siyasetçiler tarafından kullanılması engellenmelidir. Tepki ve Değişim Dergisi, dinsel inançlar ile siyasetin birbirinden ayrı olarak ele alınmasını savunur. Bireysel düşünceler, her türlü baskıdan uzak olmalı ve düşünceler, tarafsız ve objektif bir biçimde topluma öğretilmelidir, düşüncelere saygı duyulmalıdır.
Tepki ve Değişim Dergisi, sürekli olarak ilerici, aydınlık ve kollektif düşüncelerin taraftarı olacaktır. Dergimizde, bunu amaç edinen her türlü insan, düşüncesi ve takip ettiği parti ne olursa olsun, hiçbir ayrıma uğramadan, dergimizde uzun süre yer alabilecektir. Bu bilince sahip her birey, tarafsız bakabilen ve insanları bir devrim duygusu yanında bir sevgi ile de değiştirebilecek her birey, bizce ülkenin ve Dünya’nın aydınlık günleri için yapılan bir yuvanın en sağlam temeli olacaktır. Bunun için öncelikli şart, “ben” yerine “biz” diyebilmektir.
Özellikle bu konu hakkında bir örnek vermek zorundayız. Bildiğiniz gibi, ülkemizde insanlar, suni bir gündem ile emekçi mücadeleyi unutuyor ve kapitalizmin çarkına su taşıyan gündemlere yöneliyor. Ancak, çözüldüğünde ülkemizin yaralarına merhem olacak tek bir çatışma vardır. O da ezen ve ezilen çatışmasıdır. Bu yüzden bizim tek yanında yer aldığımız kesim, ezilen insanlardır. Bu konuda bilince sahip her birey, bizimle yer alabilmelidir. Çünkü bizim en büyük rahatsızlığımız, yaşanan kapitalist soygundur ve onun yarattığı ezilenlerin bugüne kadar sesini duyuramamasıdır. Bu konu hakkında bilinci olan ancak farklı yöntemleri, farklı görüşleri olan insanlar, bizimle birlikte yol alacaktır. Biz, yıllarca yerinde kalmış ve bir türlü diyalektik bir anlayışa uğramamış düşüncelerin taraftarı olmaktan çok, soygunu teşhir edici fikirlerin somut bir biçimde anlattığı bir dergi olacağız. Bunun açılımı şudur, ister Stalinist, ister Troçkist, ister Maoist, isterseniz Kemalist, isterseniz, Anarşist, hatta liberalist olun… Çünkü bizim bu ideolojilerin ve bu geçmiş teorilerin öncesinde, çözmemiz gereken en büyük problem, soygunun gün geçtikçe büyümesidir. Herkes, insanların bu konular hakkında çatışacağını bilmekte. Ancak bunları bir kenara koyup, emekçi bilince sahip olmazsak, Dünya’da hiçbir çözüm bulamayacak, solda teorik tartışmaların önü tıkanacaktır. İşte bu yüzden düşünce özgürlüğü, bizi diğer dergilerden farklı kılan en önemli özelliktir.
EŞİTLİK
Tepki ve Değişim Dergisi, her türlü alanda gerçek (reel) bir eşitliği savunur. Yani eşitlik, sayısal(nominal) anlamda değil, olanaklar bakımından eşit olmaktır. İnsanların eşitliği gerek hukuksal alanda, gerek yaşam alanında toplum bakımından, bozulamayacak bir hayat kuralı olarak tanımlanmalıdır. Hayatın temeli, eşitlik ve eşitliği sağlamak için karşılıklı paylaşım olarak belirlenmelidir. Böylece insanların daha uyumlu ve daha fazla birlik duygusu ile yaşaması sağlanabilir. Bu eşitliği sağlamak için, hukuksal alanda her türlü ayrımcılığın ve baskının yasalardan çıkarılması, ekonomik anlamda bütün insanların eşit yaşam koşullarına sahip olması, kültürel anlamda toplumdaki homojenliğin arasındaki eşitlik yerine farklılıkların eşitliklerinin kabul edilmesi, Tepki ve Değişim Dergisi’nin savunduğu adımlar olacaktır.
GERÇEK DEMOKRASİ (EMEKÇİ SINIFININ KENDİ YÖNETİMİ)
Dergimiz, insanların kendi kendini yönetmesini, yani demokratik yönetimlerin olması gerektiğini öne sürer. Buradaki demokrasi, şu andaki sistemin tarifi ile çoğunluğun seçiminin halkı yönetimi şeklinde yorumlanmamalıdır. Çünkü kapitalizm, halkın kendi kendini yönetimine izin vermemektedir. Bugün halk, ezenler tarafından yönetmektedir. Yani tüccarlar, borsacılar, yöneticiler, sendika başkanları yönetmektedir. Ancak halkın hala büyük çoğunluğu, emekçi sınıfından oluşmaktadır. Aynı zamanda, bir çok kişi bilmektedir ki, şu anda yapılan seçimlerde halk temsilcilerini değil, patronlarımızın desteklediği partilerdeki ezenlerden birilerini seçiyor durumdayız. Bu yüzden bu sisteme demokrasi demek yanlış olur. Demokrasi, halkın kendi kendini yönetmesi olmalıdır, bu yüzden büyük çoğunluğu oluşturan ezilenler, halkın yönetimini ele almalıdır. Gerek yerel yönetimlerde, gerek ülke yönetiminde, amacı kendine üstün bir yer edinmek değil, yönetme yeteneklerini kullanmak olan kişiler, halkı temsil için seçilmelidir. Burada proleterya diktatörlüğü olarak adlandırılan yöntemin de, diktatörlük değil, halkların kendi kendini yönetimi olarak tanımlanması gerektiğini söylemem gerekiyor. Çünkü sosyalist yönetimlerde, kararlar kolektif olarak alınır ve hiçbir zaman bu kararlara dışarıdan müdahale edilemez. Özellikle üretim konusunda ve planlamaların belirlenmesinde, önemli derecede kolektif ve demokratik kararların etkisini görebilirsiniz. Ancak uygulamaya bakarsanız, özellikle SBKP’nin bu konuda yaptığı bazı uygulamaların, anti-demokratik olduğu da görünebilir. Ancak sol ideoloji, gerçek demokrattır ve insanların başka iradeler tarafından (özellikle de emperyalist bir irade) yönetilmesi değil, kendi kararları ile yönetilmesi gerektiğini savunmalıdır.
Dergi kadromuz, tüm olanaklar tükeninceye kadar mücadelesine devam edecektir. Yapacağınız her türlü katkı, bağlantı atmak, dayanışmada bulunmak, dergi dağıtımına ve basımına katkıda bulunmak vb. gibi her şey, mücadelemizde hepimizi bir adım daha ileri götürecektir. Ve yeniden… Sitemize gösterdiğiniz ilgi ve şu yazıyı okumaktaki çabanızdan dolayı teşekkür ederiz.
Ahmet Nesin
Erdal Aksungur
Oya Aktaş
Ayten Bayram
Sibel Karazeybek



